Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
İklim Ağı’ndan COP31 öncesi çağrı: Kömürden çıkış takvimi açıklanmalı

İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan iklim ağı, 8 Haziran’da Bonn’da başlayan COP31 hazırlık görüşmeleri öncesinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin COP31 ev sahipliğine ilişkin değerlendirmelerini ve önerilerini kamuoyu ile paylaştı.

Postane İstanbul’da gerçekleştirilen basın toplantısında İklim Ağı temsilcileri, fosil yakıtlara (petrol, gaz, kömür) bağımlı politikalarının hem iklim krizi hem de jeopolitik gerilimler karşısında ülkeleri giderek daha kırılgan hale getirdiğine dikkat çekti. Ukrayna ve İran ekseninde yaşanan çatışmaların da bu kırılganlığı görünür kıldığı belirtilerek, COP31’in fosil yakıtlardan adil çıkış için kritik bir fırsat sunduğu vurgulandı.

Geleceğin enerji güvenliği fosilde değil, adil dönüşümde

İklim ve çevre alanında çalışan sivil toplum temsilcileri, fosil yakıtlardan çıkışın Türkiye açısından yalnızca bir çevre politikası değil, aynı zamanda enerji güvenliği ve ekonomik istikrar meselesi olduğunu vurguladı. Uzmanlara göre, iklim krizinin etkilerini en yoğun hissedecek ülkeler arasında yer alan Türkiye’nin, enerjide dışa bağımlılığını azaltabilmesi ve gelecekteki risklere karşı direnç kazanabilmesi için yenilenebilir enerjiye dayalı bir dönüşümü hızlandırması gerekiyor.

Bilimsel araştırmalar, mevcut fosil yakıt kullanım eğilimlerinin sürmesi halinde Türkiye’nin iklim yapısında ciddi değişimler yaşanacağına işaret ediyor. Hâlihazırda ülke topraklarının yaklaşık yüzde 55’ini etkileyen sıcak ve kurak iklim kuşağının 2040’lı yıllarda yüzde 70’e, 2070’lerde ise yüzde 80’e kadar genişlemesi bekleniyor. Yağışların azalması ve bazı bölgelerde çölleşme riskinin artması da öngörülen sonuçlar arasında yer alıyor.

Bu nedenle temsilciler, COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye’nin küresel iklim mücadelesinde güçlü bir liderlik sergileyebilmesi için öncelikle kömürden adil çıkış takvimini açıklaması gerektiğini belirtiyor. Böyle bir adımın, fosil yakıt kullanımının sonlandırılmasına yönelik uluslararası çabalara önemli bir katkı sunacağı ifade ediliyor.

İklim Ağı üyesi WWF-Türkiye’den Ayşe Mine Doğan, Türkiye’nin enerji üretiminde kullandığı fosil yakıtların büyük bölümünü ithal ettiğine dikkat çekerek, bu durumun hem ekonomik hem de çevresel sorunları derinleştirdiğini söyledi.

Doğan, enerji üretiminde kullanılan fosil yakıtların yaklaşık yüzde 78’inin ithal edildiğini hatırlatarak, bu bağımlılığın yüksek enerji maliyetleri, artan çevre kirliliği ve halk sağlığı sorunları olarak geri döndüğünü ifade etti. Son yıllarda Ukrayna ve İran merkezli gelişmelerin de gösterdiği gibi, fosil yakıtlara dayalı enerji sistemlerinin küresel krizler karşısında ülkeleri daha savunmasız bıraktığını belirten Doğan, Türkiye’nin elektriğinin yaklaşık yüzde 60’ını fosil yakıtlardan, bunun üçte birini ise kömürden ürettiğini vurguladı.

Türkiye’nin Akdeniz Havzası’nda yer alması nedeniyle iklim krizinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında bulunduğunu kaydeden Doğan, 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmek için güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının hızla yaygınlaştırılması, enerji verimliliğinin artırılması ve elektrifikasyonun güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Doğan’a göre gerçek enerji güvenliği, ithal fosil yakıtlarda değil, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarında yatıyor. Bu doğrultuda yeni kömürlü termik santral projelerinden vazgeçilmesi ve kömürden çıkış için net bir takvimin açıklanması gerekiyor.

Öte yandan Greenpeace Türkiye İklim ve Enerji Kampanyaları Sorumlusu Emel Türker Alpay ile Yeşil Düşünce Derneği Proje Koordinatörü Özge Doruk da fosil yakıtlara dayalı mevcut enerji modelinin çevresel etkilerinin yanı sıra ekonomik ve jeopolitik açıdan da sürdürülebilir olmadığını vurgulayarak, enerji dönüşümünün ertelenemez bir gereklilik haline geldiğine dikkat çekti.