“2021’de 301 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyoruz”

“2021’de 301 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyoruz”

Çocukların ve gençlerin haklarını korumak ve ihtiyaç duydukları hayati gerekliliklere ulaşmaları için çalışan UNICEF, COVID-19 salgınıyla birlikte artan eşitsizlik ve yoksulluk sebebiyle yardımlarını daha çok kişiye ulaştırmak için çalışıyor. COVID-19 salgınından etkilenen çocuklar için Çocuklar İçin İnsani Yardım Eylem Planı kapsamında rekor düzeyde acil bir fon çağrısında bulunan UNICEF’in Türkiye Milli Komitesi Genel Müdürü İnci Haseki ile çocukların ve gençlerin içinde bulundukları sıkıntıları, UNICEF’in çözüm arayışlarını ve özel sektörden beklentilerini konuştuk.  

Öncelikle, COVID-19 salgınının çocuklar üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

Dünyada yaşanan COVID-19 krizinde çocuklar hastalıktan etkilenmiyor gibi görünse de, her krizde olduğu gibi çocuklar yine bu durumdan en çok etkilenenler oldu. COVID-19 salgını tüm dünyada eşitsizlikleri ve yoksulluğu artırırken, sağlık hizmetlerine ve insani yardıma ihtiyaç duyan kişi sayısını da katlamaya devam ediyor. Aşılama dahil olmak üzere sağlık hizmetlerindeki kesintilerin ve artan yoksulluğun getirdiği yetersiz beslenmedeki artış, özellikle beş yaş altı çocuk ölümlerini ve sağlığını etkileyecektir. Kriz ne kadar uzun sürerse, çocukların eğitimi, sağlığı, beslenmesi ve esenliği üzerindeki etkisi o kadar derin oluyor.

Bunun yanında bildiğiniz gibi dünya genelinde öğrencilerin yüzde 90’ı okulların kapatılmasından olumsuz etkilendi. Okulların kapalı olduğu dönemde okul çağındaki çocukların üçte birinden fazlası uzaktan eğitime erişim imkanından mahrum kaldı. Evinde internet bağlantısı olan her bir çocuğa karşı, internet bağlantısı olmayan iki çocuk var. Satın alma gücündeki büyük eşitsizlikler nedeniyle, gelişmekte olan ülkelerde cep telefonu ve internet erişimi, hâlen pek çok kişi için çok pahalı olarak nitelendirilecek bir düzeyde bulunuyor.

Bir de, okul dışı kalmış çocuklar var. Onların sayısını azaltmak için büyük mücadeleler vermemize rağmen bu çocukların sayısı 24 milyon artış göstererek yıllardır karşılaşmadığımız bir seviyeye ulaştı.

UNICEF olarak insani krizlerden ve COVID-19 salgınından etkilenen çocuklar için Çocuklar İçin İnsani Yardım Eylem Planı kapsamında rekor düzeyde acil bir fon çağrısında bulundunuz. Bu fonun öneminden bahsedebilir misiniz? Fonla öncelikle hangi ihtiyaçları gidereceksiniz?

UNICEF, 190’dan fazla ülke ve bölgede çocukların, “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” ışığında tüm haklarına erişmesi için çalışıyor. Kamu, özel sektör ve sivil toplum ortaklarıyla birlikte her ülkede çocuk haklarına uygun kapasitelerin artması için sürdürülebilir programlar yürütüyor.

Gelişime dair programların yanı sıra UNICEF’in her zamanki önceliği, dünya çapında en zor durumdaki çocuklara erişmek. Savaşlar ve silahlı çatışmalar acil durumların ana nedeniyken; açlık, bulaşıcı hastalıklar ve iklim değişikliğine bağlı felaketler de milyonlarca çocuğu yaşamlarının kurtarılması için yardımlara muhtaç hale getiriyor. UNICEF, ne yazık ki her yıl insan eliyle ya da iklim krizi nedeniyle oluşan 300’ün üzerinde acil duruma müdahale ediyor. Çocuklara yönelik insani yardım planı, bu kapsamda erişilmesi öngörülen çocukları ve ailelerini kapsıyor.  

Salgın öncesinde dahi, dünyada her dört çocuktan biri çatışma veya felaketlerden etkilenen bir ülkede temiz su, beslenme, sağlık, çocuk koruma ve eğitim hizmetlerine erişim gibi temel haklarından mahrum yaşıyordu.

COVID-19 krizinin de etkisiyle 2020’ye göre UNICEF’in ortaklarıyla birlikte çocuklara yönelik insani yardım planıyla ulaşacağı çocuk ve kişi sayısı üç katına çıkarken, kaynak ihtiyacı yüzde 35 arttı. 2021’de insani yardım alanında UNICEF’in hedefi; COVID-19 salgınının, doğal felaketlerin ve çatışma bölgelerinin etkilediği 191 milyonu çocuk olmak üzere 301 milyon kişiye temiz su, sağlık, beslenme, eğitim, sosyal koruma programlarıyla erişmek. Bu yıl, tüm kaynaklarımız ve iş birliklerimizle önemli bir seviyede erişim sağlamak için çalışacağız.

UNICEF, Türkiye dahil dünya çapında COVID-19’un bulaşmasını önlemek; çocuklar, kadınlar ve savunmasız gruplarda oluşabilecek dolaylı hasarı azaltmak için çalışıyor. Halihazırda insani yardım krizlerinin yaşandığı ülkelerde salgınla mücadeleye odaklanan UNICEF’in acil durum çalışmalarında özellikle beslenme, su ve sanitasyon, eğitim, koruma ve aşılama ile sağlık hizmetlerine erişim başlıkları yer alıyor.

Bunun yanı sıra UNICEF, salgının önlenmesine ve kontrolüne yardımcı olmak için özellikle en zor durumdaki ülkelerde tıbbi ekipman ve sağlık çalışanlarını güvende tutmak üzere önlük, maske, gözlük ve eldiven gibi kişisel koruma ekipmanı sağlıyor.

Ayrıca, dünyadaki en büyük aşı alıcısı olan UNICEF, 2021 sonuna kadar 92 düşük ve orta gelirli ülkede 2 milyar COVID-19 aşısını ön saflarda çalışan sağlık çalışanları, sosyal hizmet verenler ve yüksek risk taşıyan savunmasız kişilere ortaklarıyla birlikte hızlı, güvenli ve adil bir şekilde sunmak için çalışıyor.

Çocuklar İçin İnsani Yardım Eylem Planı kapsamı dışında, Türkiye’de UNICEF’in COVID-19 krizine karşı çalışmalarını özetlemek gerekirse;Türkiye’de UNICEF desteği ile Milli Eğitim Bakanlığı, ülke çapındaki tüm K-12 öğrencilerine kaliteli uzaktan eğitim hizmetlerini geliştirmek üzere EBA uzaktan eğitim platformunun bant genişliği kapsamını iyileştirdi. UNICEF, yüz yüze öğrenim için düzenlenen güvenli okul yeniden açma sürecini ulusal “Okula Dönüş kampanyası”, uzaktan eğitim pedagojisi ile ilgili öğretmen eğitimi, uzaktan eğitimi yönetme ve güvenli okul ortamları oluşturma konusunda okul yöneticisi eğitimi ve COVID-19’a özgü bir Psikososyal Destek (PSS) Programı ile desteklemeye devam ediyor. Ayrıca geçtiğimiz yıl boyunca UNICEF, ortaklarıyla birlikte kırılgan ailelere Evde Öğrenme Setleri, Psikososyal Destek Kitleri, Hijyen setleri ve kişisel koruyucu ekipman ulaştırdı.

COVID-19 salgını eğitimdeki sıkıntılar dışında çocuklar için başka hangi alanlarda, nasıl eşitsizliklere sebep oldu?

Salgının etkisiyle, düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkelerde mahrumiyet yaşayan çocuk sayısında yüzde 15 artış yaşanarak, yoksul çocuk sayısına 150 milyon çocuk daha eklendi. Önceden zor durumda olan ülkelerde gıda güvensizliği artarken, çocuklarda görülen akut yetersiz beslenme oranları da tırmanışa geçti.

COVID-19 salgını sırasında ellerimizi sabunla yıkamak ne kadar hayati hale geldi biliyoruz. Bununla birlikte, dünya çapında her beş kişiden sadece üçü, el yıkama noktasına erişebiliyor. Okulların yüzde 43’ünde su ve sabunun bulunduğu bir el yıkama alanı yok. COVID-19 ve diğer bulaşıcı hastalıklardan korunmalarını sağlamak için çocukların temiz su, sanitasyon ve hijyene erişimlerini dünya çapında artırmamız gerekiyor.

Salgınla birlikte dünyada yaşanan dönüşüm, UNICEF’in odaklandığı konularda bir değişime yol açtı mı?

COVID-19 salgını, sürdürülebilir bir geleceğe dair odaklanmamız gereken tüm konuları çok net bir şekilde ortaya çıkardı. UNICEF’in bu bağlamda güncellediği ve dünya çapında farkındalık yaratmaya çalıştığı önceliklerden biri; dijital uçurumun kapatılması da dahil olmak üzere, en savunmasız ve dışlanmış çocuklara öncelik vererek, öğrenme kriziyle mücadele etmek. Küresel bir çabayla gerçekleştirilecek bu hedefin yanı sıra sağlık sistemlerinin genel olarak güçlendirilmesine ve her çocuğun daha sağlıklı büyümesine bir katkı olarak aşının satın alınabilirliğini, bulunabilirliğini ve eşitliğini sağlamak için küresel olarak harekete geçmemiz gerekiyor.

COVID-19 ile hayatın akışında yaşanan keskin değişim, başta çocukları ve gençleri ruh sağlığı açısından olumsuz etkiledi. Onları desteklemek, korumak ve gelecek yaşamlarını olumsuz etkileyen ihmal, istismar ve çocukluk çağı travmalarına son vermek üzere yatırımların ve eylem planlarının önümüzdeki dönemde bir paydaşı olacağız.

Ayrıca, çocuklar ve gençler tarafından öngörülen güvenli ve sürdürülebilir bir çevre için temiz suya, sanitasyona ve hijyene erişimi artırmak, çevresel bozulma ve iklim değişikliği sorunlarını ele almak için hükümet, işletmeler ve topluluklarla birlikte çalışmamız gerekiyor.

Evden eğitimin, çocuklar nezdinde ve toplumsal açıdan nasıl değişimler ve sorunlar yaratacağını düşünüyorsunuz?

Dünya bu olağanüstü dönemden geçerken, önemli eksiklikleri olmasına rağmen elbette eğitimin uzaktan devam etmesi önemliydi. Bununla birlikte UNICEF, uzaktan eğitimin başvurulması gereken ilk değil, son çözüm olması gerektiğini savunuyor. Uzaktan eğitime katılımın mümkün olduğu durumlarda bile akranlarından uzak olan çocukların hareketlilikleri azalıyor ve bunun neticesinde çocuklar fiziksel zindeliklerini kaybediyor, duygusal açıdan stres belirtileri gösteriyor.

Okulları kapalı olan bazı dezavantajlı çocukların ise evde şiddet görme olasılıkları arttı. Okul yemeklerinin yokluğunda yoksul çocuklar gıdaya erişemiyor ve beslenmeleri kötüleşiyor.

Çocukların evde internet bağlantısı olsa bile, ev işleri yapma veya çalışma baskısı, evde yeterli sayıda cihaz olmaması, kız çocuklarının internete erişiminin daha az olması veya hiç erişiminin bulunmaması ya da çevrimiçi fırsatlara nasıl erişileceğinin anlaşılmaması gibi nedenlerle çocuklar bu bağlantıya erişemeyebiliyor. Ailelerin çocuklarını güvende tutmak için yeterli hazırlığa sahip olmadığı durumlarda çevrimiçi güvenlikle ilgili sorunlar da görülüyor.

Uzaktan eğitime katılamayan dezavantajlı çocuklar okulların sunduğu sosyal güvenlik ağlarının yokluğunda ne yazık ki eğitimden kopabilir ve çocuk işçiliği, çocuk yaşta evlilik gibi istismar türlerine maruz kalabilir.

Uluslararası bir örgüt olarak, özel sektörün toplumsal sorunlara eğilimi konusundaki düşünceleriniz neler? 

UNICEF’in çalışmalarının yarısına yakını özel sektör ve bireylerin gönüllü bağışları, kalanı ise devletler ve devletlerarası kuruluşların fonlarıyla destekleniyor. Dolayısıyla özel sektör, çocuklar için gelişim programlarını yürütmek ve en zor durumdaki çocuklara ulaşmak için çok değerli bir paydaşımız.

Türkiye’de özel sektör ve bireylerden kaynak ve destek yaratma işini UNICEF Türkiye Milli Komitesi olarak biz yürütüyoruz. Yarattığımız kaynağın bir kısmını Türkiye’deki programlara, bir kısmını ise en zor durumdaki çocuklar için yürütülen küresel programlara aktarıyoruz. Birlikte yarattığımız etkiyle hem Türkiye’de hem dünya çapındaki programlara fayda sağlıyoruz.

Sizin kurumlarla iş birliklerine bakış açınız nedir? Kurumlardan beklentileriniz ne oluyor?

Kurumsal sosyal sorumluluk, kurumun içtenlikle odaklandığı bir konuda, marka hedefleriyle birlikte arzulanan sosyal etkiye ulaşacak şekilde kurgulanmalı ve samimiyetle hayata geçirilmeli. Küresel ya da yerel, deneyimlerimizle görüyoruz ki sosyal sorumluluk faaliyetlerini iş alanıyla bağlantılı olarak çalışanı, tedarikçisi, müşterisiyle tüm paydaşlarını katarak kurgulayan ve uzun vadede devam ettiren şirketler daha güçlü bir marka itibarına ve iş sonuçlarına ulaşıyor. 

Özel sektörden kurumsal ortaklarımızla iş birliği kurarken önce onları dinliyoruz. Ortaklarımızın hedefleri doğrultusunda, onların da tüm paydaşlarına dokunacak, kurumun yapısına özel ve entegre iş birlikleri kurgulamayı önemsiyoruz. Sadece finansal destek değil, farkındalık ve etki desteği yaratmaya çalışıyoruz. Böylece markaların ve şirketlerin kendi hedeflerinde daha etkili sonuçlar almasını ve UNICEF ile ortaklığın sürdürülebilir olmasını sağlıyoruz. Bu çalışma yöntemi sayesinde markaların ve şirketlerin, çalışanları, müşterileri, hatta tedarikçileri ile birlikte çocuklar için kalıcı değişimin bir parçası olmasını sağlamış oluyoruz.

Posts Carousel

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar "*" ile gösterilmektedir.

En Son Makaleler

Videolar