Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
BM: Yaşlanmaya ilişkin söylemler geleceği şekillendiriyor

Birleşmiş Milletler,yaşlanmayı “yük” ya da “kriz” olarak gören bakış açısının kamu politikalarını ve aynı zamanda bireylerin yaşlılığa yönelik düşüncelerini olumsuz etkilediğini belirterek, yaşlanmaya ilişkin söylemlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Yaşlanma denildiğinde birçok kişinin aklına benzer mesajlar geliyor: “Artık yavaşlamalısın”, “En iyi yılların geride kaldı.”

Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu’nun (UNECE) yayımladığı yeni politika notuna göre, masum gibi görünen bu kalıplaşmış yargılar, toplumların yaşlı bireylere bakışını şekillendirirken insanların da yaşlandıkça bu önyargıları içselleştirmesine neden oluyor.

Bugün birçok kültürde yaşlanma hâlâ gerileme, bağımlılık ve toplumsal yaşamdan çekilme ile özdeşleştiriliyor. Bu algılar yalnızca kamuoyunun tutumlarını ve politika tercihlerini etkilemekle kalmıyor; yaşlı bireylerin eğitim, istihdam ve sosyal yaşama katılım fırsatlarını da sınırlandırıyor.

Toplumsal anlatılar önemli 

UNECE’nin “Yaşlanma ve Yaşlı Bireyler Hakkındaki Söylemi Değiştirmek” başlıklı politika notu, yaşlanmaya ilişkin anlatıların toplum üzerinde derin etkiler yarattığını ortaya koydu.

Avrupa’nın yanı sıra Kuzey Amerika ve Asya’daki bazı ülkeleri kapsayan UNECE bölgesinde nüfusun yaşlanması çoğu zaman yük, toplumsal sorun ya da yaklaşan bir demografik kriz olarak ele alanıyor.

Raporda, daha uzun yaşam sürelerinin beraberinde getirdiği fırsatları ve yaşlı nüfusun çeşitliliğini yansıtan, kanıta dayalı ve kapsayıcı bir söylemin benimsenmesi çağrısı yapılıyor. Ayrıca bölgedeki iyi uygulama örneklerine yer verilerek politika yapıcılara somut öneriler sunuluyor.

Kalıp yargıların ötesinde bir gerçeklik

İnsanlar artık daha uzun yaşıyor ve çoğu durumda daha sağlıklı bir yaşlılık dönemi geçiriyor. Dünya genelinde milyonlarca yaşlı birey çalışma hayatını sürdürüyor, gönüllülük faaliyetlerine katılıyor, aile bireylerine bakım sağlıyor ve yaşadıkları toplumlara ekonomik ve sosyal katkı sunuyor.

Avrupa Birliği’nde 55-64 yaş grubunda yaklaşık 41 milyon kişi iş gücü piyasasında aktif olarak yer alıyor. Son on yılda bu yaş grubunun istihdama katılım oranı belirgin şekilde arttı.

Uzun yaşamın ekonomik değeri de giderek daha fazla kabul görüyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun yayımladığı son raporda uzun ömürlülük, hem genç hem de yaşlı nüfusa sahip ülkeler için “ekonomik büyümenin en önemli, yönetilebilir ve yeterince değerlendirilmeyen itici güçlerinden biri” olarak tanımlanıyor.

Rapora göre sağlıklı yaşam süresini uzatan ve bireylerin ekonomik dayanıklılığını artıran politikalar, önümüzdeki yıllarda küresel ölçekte trilyonlarca dolarlık ekonomik fırsat yaratabilir.

Buna karşın kamuoyundaki tartışmalar çoğu zaman emeklilik sistemleri, sağlık harcamaları ve kamu maliyesi üzerindeki baskılara odaklanan kriz söylemlerinin gölgesinde kalıyor.

UNECE’ye göre, “demografik saatli bomba” ya da “gümüş tsunami” gibi ifadelerin yaşlı bireylere yönelik önyargıları güçlendirdiği, toplumların demografik değişime uyum sağlayabilecekleri çözümlerin ise geri planda kalmasına neden olduğu ifade ediliyor. 

Yaş ayrımcılığı herkesi etkiliyor

Araştırmalar, yaşa dayalı kalıp önyargıların sağlık, yaşam kalitesi ve toplumsal katılım üzerinde doğrudan etkiler yarattığını ortaya koyuyor.

Bu nedenle yaşlanmaya ilişkin söylemin değiştirilmesi yalnızca bir iletişim meselesi değil; yaş ayrımcılığıyla mücadele edilmesi ve insanların yaşamlarının her döneminde toplumsal hayata aktif katılımının sağlanması açısından da büyük önem taşıyor.

Politika notunda yaş ayrımcılığının yalnızca yaşlıları değil, her yaştan insanı etkilediği ve kuşaklar arasındaki güven ile dayanışmayı zayıflatabildiği de vurgulanıyor.

UNECE, ülkelerin yaşlanmaya ilişkin kamu söylemini dönüştürebilmesi için uygulanabilir bir yol haritası da öneriyor.

Buna göre hükümetlerin yaşlanmaya ilişkin gerçekçi ve olumlu bir vizyon geliştirmesi, yaşlı bireyleri karar alma süreçlerine dahil etmesi, farklı yaşam deneyimlerini görünür kılması ve kamu kurumları ile medya arasında tutarlı bir iletişim dili oluşturması gerekiyor.

Komisyon, söylem değişikliğinin tek başına yeterli olmayacağını, bunun somut kamu politikalarıyla desteklenmesinin zorunlu olduğunu vurguluyor.

Kaynak:

https://news.us15.list-manage.com/track/click?u=372753f560ef60c400f1a4f3f&id=78536e9bb8&e=8b42edf312