Dünyanın önde gelen eşitsizlik araştırmacıları, insanlığın hem yaşam standartlarını yükseltebileceği hem de küresel ısınmayı sanayi öncesi döneme göre 2C derecenin altında tutabileceği iddialı bir gelecek senaryosu ortaya koydu. Söz konusu çalışma; iklim krizinin, derinleşen eşitsizliklerin ve siyasi kutuplaşmanın kaçınılmaz olmadığını savunuyor.
Paris merkezli World Inequality Lab (Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı) tarafından hazırlanan Küresel Adalet Raporu, iklim krizi, ekonomik kırılganlıklar ve toplumsal gerilimlerin iç içe geçtiği “çoklu kriz” dönemine karşı bugüne kadar geliştirilmiş en kapsamlı çözüm önerilerinden biri olarak değerlendiriliyor.
45 akademisyen ve uzmanın ortak imzasını taşıyan bu çalışma, iklim bilimini eşitsizlik araştırmalarıyla harmanlayarak hem çevresel hem de sosyal krizlere yönelik bütüncül bir yol haritası sunuyor.
Raporda öne çıkan radikal öneriler arasında; milyarderlerden alınacak yüksek servet vergileri, çalışma saatlerinin önemli ölçüde azaltılması, kırmızı et tüketiminin düşürülmesi ve yatırımların sanayi ile madencilik gibi yüksek kaynak tüketen sektörlerden eğitim ve sağlık alanlarına kaydırılması yer alıyor.
Araştırma modellemelerine göre, bu politikaların hayata geçirilmesi halinde, dünya nüfusunun yüzde 89’unun geliri 2100 yılına kadar iki katına çıkabilir. Eş zamanlı olarak, küresel sıcaklık artışının da 2 C derece sınırının altında tutulması mümkün görünüyor. Uzmanlar, elde edilen bulguların; iklim felaketini, artan eşitsizliği ve fosil yakıtlara bağımlılığı kaçınılmaz kabul eden mevcut siyasi ve ekonomik yaklaşımlara güçlü bir alternatif sunduğunu vurguluyor.
İyi bir yaşam için sürekli daha fazla tüketmek gerekmiyor
Raporun temelinde “yeterlilik” (sufficiency) kavramı bulunuyor. Bu yaklaşım, insanların refah ve sağlık içinde yaşayabilmesi için sürekli daha fazla tüketmek veya daha fazla servet biriktirmek zorunda olmadığını savunuyor.
Bu hedef doğrultusunda araştırmacılar şu üç temel dönüşümü öneriyor:
- Ortalama çalışma süresinin yılda 2.100 saatten yaklaşık 1.000 saate düşürülmesi (haftada yaklaşık 2,5 günlük çalışma düzeni),
- Ormansızlaşmanın önemli nedenlerinden biri olan kırmızı et tüketiminin azaltılması,
- Ekonomik kaynakların eğitim ve sağlık gibi düşük karbon ayak izine sahip sektörlere yönlendirilmesi.
Rapora göre kişi başına eğitim harcamalarının iki katından fazla artırılarak 8.400 avroya, sağlık harcamalarının ise 14.400 avroya çıkarılması gerekiyor.
Raporun en dikkat çekici hedeflerinden biri küresel servet dağılımının yeniden dengelenmesi.
Bugün dünya nüfusunun yalnızca yüzde 0,001’ini oluşturan milyarderler küresel servetin yüzde 6’sını kontrol ediyor. Milyarderlerin küresel servetten aldığı payın %6’dan %0,05’e düşmesini, en yoksul %50’nin payının ise %2’den %30’a yükselmesini öngören planın uygulanması hâlinde dünya nüfusunun %89’unun gelirleri 2100 yılına kadar iki katına çıkabilir.
Rapor, iklim krizinin çözümü için yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılmasını da kritik görüyor.
Önerilen senaryoda, dünyanın en zengin kesimlerinden elde edilecek kaynaklar rüzgâr, güneş ve diğer temiz enerji teknolojilerine yönlendirilecek. Böylece enerji sistemlerinin 2050 yılına kadar tamamen elektrifikasyona ve karbonsuzlaşmaya geçmesi hedefleniyor.
Araştırmacılar, çalışma saatlerinin azaltılması ve tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının yaklaşık 1,8 C derece seviyesinde tutulabileceğini hesaplıyor. Bu oran, fosil yakıt kullanımının devam ettiği senaryolarda öngörülen 4 ila 4,5 C derecelik sıcaklık artışının oldukça altında.
Raporun eş direktörlerinden ve ünlü iktisatçı Thomas Piketty, mevcut siyasi yaklaşımların insanlığı çıkmaza sürüklediğini savunuyor.
Raporun sonuç bölümünde ise şu mesaj öne çıkıyor:
“Yaşanabilir ve eşit bir 21. yüzyıl maddi olarak mümkündür. Bunun önündeki engel teknik yetersizlik değil, siyasi tercihler ve bu hedefleri destekleyecek toplumsal koalisyonların oluşturulmasıdır.”
Raporun yazarlarından Cornelia Mohren, çalışmanın kimi çevreler tarafından ütopyacı bulunabileceğini kabul ediyor. Ancak ona göre böylesi bir vizyonun ortaya konması, farklı bir geleceğin mümkün olduğunu göstermek açısından büyük önem taşıyor.
Araştırmacılar, geçmişte ekonomik eşitsizliği önemli ölçüde azaltmayı başaran İskandinav ülkelerinin deneyimlerinin de bu dönüşümün imkânsız olmadığını gösterdiğini belirtiyor.
4-6 Haziran tarihlerinde Paris’te düzenlenecek olan World Inequality Conference 2026’da kamuoyuna açıklanacak rapor, net bir gerçeğin altını çiziyor: İnsanlık, gezegenin eşiklerini zorlamadan da daha adil, sağlıklı ve müreffeh bir dünya kurabilir. Bu dönüşümün kaderini ise teknolojik yetersizlikler değil, siyasi liderlerin sergileyeceği irade tayin edecek.
Kaynak: