ABD’nin doğduğu yerlerden biri olarak kabul edilen Jamestown, yükselen deniz seviyesi nedeniyle yok olma riskiyle karşı karşıya. Arkeologlar, ülkenin kuruluş hikayesini barındıran eşsiz mirası sular altında kalmadan kurtarmak için zamanla yarışıyor.
Jamestown Rediscovery projesinin arkeoloji direktörü olan Romo için toprağın altındaki her iz, Amerika’nın kuruluş yıllarına açılan yeni bir pencere anlamına geliyor. Çünkü burada kazılan her santimetre, dört yüzyıldan uzun süredir gün yüzüne çıkmamış bir hikâyeyi saklıyor.
Ancak Jamestown’da artık yalnızca zamanın değil, iklim krizinin de izleri okunuyor.
ABD’nin tarihinin başladığı yer
Virginia’daki James Nehri üzerinde yer alan bu küçük ada, 1607 yılında Kuzey Amerika’daki ilk kalıcı İngiliz yerleşiminin kurulduğu yer olarak tarihe geçti. Amerika’nın ilk temsilî meclisi 1619’da yine burada toplandı. Yerli halkın simge isimlerinden Pocahontas, tütün üreticisi John Rolfe ile burada evlendi. Aynı yıl İngiliz Amerikası’na getirilen ilk Afrikalılar da burada zorla karaya çıkarıldı ve böylece ülkenin yüzyıllar boyunca toplumsal yapısını belirleyecek kölelik sistemi fiilen başlamış oldu.
Bugüne kadar yürütülen kazılarda 5 milyondan fazla eser gün ışığına çıkarıldı. Cam şişeler, seramikler, el aletleri, boncuklar ve insan kalıntıları; İngiliz yerleşimcilerin, Powhatan yerlilerinin ve İngiliz Amerikası’na getirilen ilk Afrikalıların yaşamına ilişkin tarih bilgisini kökten değiştirdi.
Toprağın altındaki tarih yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
Ancak Jamestown’ın en büyük tehdidi artık zaman değil.
Bölgede deniz seviyesi son 100 yılda yaklaşık 50 santimetre yükseldi. Bilim insanları, bu artışın hızlanacağını ve 2075 yılına kadar yaklaşık 90 santimetre daha yükselebileceğini öngörüyor.
Bir taraftan James Nehri adanın kıyısını aşındırıyor, diğer taraftan genişleyen sulak alanlar kara parçasını yavaş yavaş yutuyor. Yoğun yağışların ve yüksek gelgitlerin ardından kazı alanlarının su altında kalması artık olağan hale geldi.
Bu nedenle araştırmacılar artık kazıya başlamadan önce yer altını radar sistemleriyle tarıyor. Amaç, suyun kısa süre içinde ulaşacağı bölgelerdeki eserleri öncelikli olarak kurtarmak.
Jamestown’da yaşananlar, ABD kıyılarında giderek büyüyen tablonun yalnızca bir parçası.
Fosil yakıt kullanımı nedeniyle ısınan dünya, buzulların erimesine ve okyanus sularının genleşmesine yol açıyor. Bunun sonucu olarak deniz seviyesi her geçen yıl biraz daha yükseliyor.
İklim ve çevre alanında çalışmalar yürüten bağımsız kuruluş Climate Central’ın hesaplamalarına göre, 2050 yılına kadar yaklaşık 2,5 milyon Amerikalı ile ülkenin en önemli tarihî alanlarının önemli bölümü ciddi kıyı taşkınları tehdidi altında kalacak.
“Harita değişiyor”
Bu değişimin etkisi milli parklardan tarihî kalelere kadar uzanıyor. Bazı kıyılar hızla aşınırken yollar, otoparklar ve ziyaretçi alanları sık sık sular altında kalıyor. Kuzey Carolina’da bazı evler kıyı erozyonu nedeniyle Atlas Okyanusu’na çökmeye devam ediyor.
1999 yılında Cape Hatteras Deniz Feneri yaklaşık 400 metre içeriye taşınarak kurtarıldı. Ancak her tarihî yapı için aynı çözüm mümkün değil.
Jamestown’u çevreleyen ve 1902 yılında inşa edilen deniz duvarı, kıyı erozyonunu yavaşlatmak amacıyla kısa süre önce dev kaya bloklarıyla güçlendirildi. Ancak bunun yalnızca geçici bir çözüm olduğu belirtiliyor.
Romo’nun uyarısı ise oldukça net:
“Hiçbir şey yapmazsak, önümüzdeki 50 yıl içinde tek bir Jamestown Adası yerine birbirinden kopmuş birçok küçük Jamestown adası göreceğiz.”
“Bu alanı korumak ve gelecek kuşakların Amerikan tarihinin doğduğu yeri görebilmesini ve öğrenmeye devam edebilmesini sağlamak için harekete geçmek zorundayız.”
Kaynak: