Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
Çevre dostu görünme algısı yaratan yeşil aklama iklim mücadelesini gölgeliyor

Şirketlerin çevresel etkilerini olduğundan daha olumlu göstererek tüketicileri yanıltması, sürdürülebilirlik iddialarının güvenilirliğini zedeliyor. Yeşil aklama (Greenwashing) olarak tanımlanan bu uygulama, çevreye duyarlı üretim yapan şirketler açısından haksız rekabete yol açarken iklim kriziyle mücadelede atılması gereken somut adımları geciktiriyor.

Yeşil aklama, şirketlerin ve kuruluşların çevresel performanslarını veya ürünlerini gerçekte olduğundan daha çevre dostu göstererek kamuoyunu yanıltması olarak tanımlanıyor. Kavram, ilk kez 1986 yılında çevre aktivisti Jay Westerveld tarafından, otellerin doğayı koruma gerekçesiyle havlu değişimini sınırlandırmasını eleştirmek amacıyla kullanıldı. Zamanla kapsamı genişleyen terim, şirketlerin pazar paylarını artırmak, daha fazla tüketiciye ulaşmak ve maliyetlerini düşürmek için çevreci bir imaj yaratmasını ifade etmeye başladı. 

Üretim süreçlerinde veya atık yönetiminde kayda değer bir iyileştirme yapmadan reklamlar ve ambalajlar aracılığıyla çevre dostu görünmek ya da sınırlı iyileştirmeleri olduğundan daha kapsamlı göstermek, yeşil aklamanın yaygın örnekleri arasında yer alıyor.

Söylem ile eylem arasındaki fark

Yeşil aklama, iklim kriziyle mücadeledeki eksikliklerden çok, şirketlerin söylemleriyle eylemleri arasındaki bilinçli bir çelişkiye dayanıyor.  Şirketler, neden oldukları çevresel zararı geri planda tutarken sınırlı çevre uygulamalarını öne çıkararak piyasada haksız rekabet avantajı elde etmeye çalışıyor.

Faaliyetlerinde somut ve ölçülebilir dönüşümler gerçekleştirmek yerine dikkat çekici sürdürülebilirlik vaatlerinde bulunmak ve somut uygulama planlarıyla desteklenmeyen net sıfır emisyon hedeflerini uzak tarihlere ertelemek de bu yaklaşımın örnekleri arasında bulunuyor. Böylece, kapsamlı dönüşüm için gerekli adımlar atılmadan kamuoyu güveninin kazanılması hedefleniyor. 

Yeşil aklama hangi yöntemlerle yapılıyor?

Yeşil aklama, gündelik hayatta farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Ürün ambalajlarında “çevre dostu”, “yeşil” veya “doğaya duyarlı” gibi belirsiz ve doğrulanması güç ifadelerin kullanılması, en yaygın yöntemlerden biri. Bağımsız kuruluşlar tarafından doğrulanmayan şirketlerin kendi beyanlarına dayalı çevre etiketleri tüketicileri yanıltabiliyor.

Reklamlarda orman görüntülerine, yeşil tonlara ve kuş seslerine yer verilerek ürünlerle doğa arasında yapay bir bağ kurulması ise “uygulama üzerinden yeşil aklama” (executional greenwashing) olarak adlandırılıyor. Şirketlerin emisyon azaltma taahhütlerini duyururken perde arkasında iklim politikalarını zayıflatan faaliyetlerde bulunması ise kurumsal düzeydeki çelişkinin dikkat çekici örneklerinden biri.

Yeşil aklamanın yaygınlaşması, tüketicilerin çevre dostu ürünlere duyduğu güveni zayıflatırken toplum genelinde çevre dostu iddialara yönelik şüpheciliği de artırıyor. Bu durum, gerçekten sürdürülebilir çözümler geliştiren girişimlerin sorgulanmasına ve çevre konusundaki toplumsal duyarlılığın aşınmasına neden olabiliyor.

Sürdürülebilir üretim için gerçekten yatırım yapan şirketler, yanıltıcı pazarlama yöntemleri kullanan rakipleri karşısında haksız rekabetle karşı karşıya kalıyor ve pazar paylarını kaybedebiliyor.

Yeşil aklamanın en ciddi sonuçlarından biri ise toplumun ve karar alıcıların dikkatinin ve kaynaklarının yetersiz çözümlere yönelmesi. Bu durum, iklim kriziyle mücadelede ihtiyaç duyulan temel adımların ertelenmesine ve gerekli dönüşümün gecikmesine neden oluyor.

Tüketiciler nelere dikkat etmeli?

Yeşil aklamayla mücadelede toplumsal farkındalığın ve bilinçli tüketim alışkanlıklarının güçlendirilmesi önem taşıyor.

Tüketicilerin, ürün ambalajlarında öne çıkan çevre dostu ifadeleri sorgulamadan kabul etmek yerine, bu iddiaların ürünün tüm yaşam döngüsünü kapsayıp kapsamadığını ve bağımsız kuruluşlar tarafından doğrulandığını araştırması gerekiyor. 

Şirketlerin çevresel etkileri konusunda şeffaf davranması ve verdikleri taahhütleri ölçülebilir sonuçlara dönüştürmesi, bu mücadelenin başarıya ulaşmasında belirleyici rol oynuyor.