Toprak Atlası 2025, Türkiye de hızlanan toprak kaybının iklim, gıda ve su güvenliği üzerindeki çok boyutlu etkilerini ortaya koyuyor. Heinrich Böll Stiftung Türkiye tarafından yayımlanan ‘’Toprak Atlası 2025-Türkiye’’ raporu, toprağın yalnızca tarımsal bir üretim alanı değil; iklim, su, gıda, sağlık ve toplumsal adaletle doğrudan bağlantılı çok yönlü yaşamsal bir varlık olduğunu gösteriyor. Rapora göre toprak,
Toprak Atlası 2025, Türkiye de hızlanan toprak kaybının iklim, gıda ve su güvenliği üzerindeki çok boyutlu etkilerini ortaya koyuyor.
Heinrich Böll Stiftung Türkiye tarafından yayımlanan ‘’Toprak Atlası 2025-Türkiye’’ raporu, toprağın yalnızca tarımsal bir üretim alanı değil; iklim, su, gıda, sağlık ve toplumsal adaletle doğrudan bağlantılı çok yönlü yaşamsal bir varlık olduğunu gösteriyor.
Rapora göre toprak, yüzlerce hatta binlerce yılda oluşan; insan ömrü ölçeğinde yenilenmesi mümkün olmayan bir doğal varlık olmasına rağmen, modern üretim ve tüketim sistemleri, toprağı sınırsızmış gibi kullanmaya devam ediyor. Dünya genelindeki gıdanın yaklaşık yüzde 95’i toprakta yetişiyor ve gezegendeki biyoçeşitliliğin yaklaşık üçte ikisi toprakta yaşıyor.
Sağlıklı toprak, suyu süzüyor, taşkınları azaltıyor, gıda güvenliğinin temelini oluşturuyor ve yüksek karbon depolama kapasitesi sayesinde iklim kriziyle mücadelede kritik rol oynuyor. Ancak süregelen yanlış tarım uygulamaları ve arazi tahribatı bu karbonu yeniden atmosfere salarak iklim krizini derinleştiriyor.
Toprak Atlası’na göre dünya genelindeki toprakların yaklaşık üçte biri halihazırda bozulmuş durumda. Erozyon, tuzlanma, asitleşme, kirlilik ve organik madde kaybı bu bozulmanın başlıca nedenleri olarak sıralanıyor.
Rapora göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 642 milyon ton verimli üst toprak erozyonla kaybediliyor. Ülke yüzeyinin yüzde 59’u da erozyon riski altında bulunuyor.
Çölleşme, Atlas’ın Türkiye için ele aldığı kritik risk başlıklarından biri. Türkiye topraklarının yüzde 25.5’i yüksek çölleşme riski altında bulunuyor. Aksaray, Şanlıurfa ve Nevşehir gibi iller en hassas bölgeler arasında gösteriliyor. Yanlış sulama uygulamaları, yeraltı sularının aşırı çekilmesi, monokültür tarım ve iklim değişikliği, çölleşme riskini hızla artırıyor.
Raporda, sağlıklı bir toprağın hektar başına milyonlarca litre su depolayabildiği; ancak organik madde kaybı yaşandığında bu kapasitenin dramatik biçimde azaldığı vurgulanıyor. Bu da kuraklık ve su kıtlığı riskini doğrudan artırıyor.
Toprak Atlası, endüstriyel tarım modelini toprak bozulumunun temel faillerinden biri olarak tanımlıyor. Türkiye’de yılda yaklaşık 2,3 milyon ton kimyasal gübre ve 55 bin ton pestisit kullanıldığı belirtiliyor. Yanlış ve aşırı kimyasal kullanımının toprağı, yeraltı ve yüzey sularını kirlettiği; aynı zamanda çiftçilerin maliyetlerini artırdığı ifade ediliyor.
Rapora göre sentetik gübre ve pestisit üretiminden büyük kazanç sağlayan küresel şirketler, tarım politikaları üzerinde de önemli rol oynuyor. Bu da agroekoloji ve onarıcı tarım gibi alternatif çözümlerin yaygınlaşmasını zorlaştırıyor.
Araziye adil erişim, gıda hakkının ve geçim kaynaklarının temel koşulu olarak ele alınıyor. Rapora göre 2012–2023 yılları arasında dünya genelinde en az 2.100 kişi arazi ihtilafları nedeniyle hayatını kaybetti.
Türkiye özelinde mevsimlik tarım işçiliği, kadın emeği ve çocuk işçiliği gibi kırılganlıklar da toprakla doğrudan ilişkili yapısal sorunlar olarak ele alınıyor.
Toprağın geleceği yeni dönemde izlenecek yol haritasına bağlı
Toprak Atlası 2025, karamsar bir tablo çizmesine rağmen, çözüm yollarını da detaylı biçimde ortaya koyuyor.
Agroekoloji, tarımsal ormancılık, örtü bitkileri, organik madde artırımı, doğru sulama ve sahaya özgü toprak yönetimi uygulamaları, toprak onarımını mümkün kılan başlıca araçlar olarak sıralanıyor.
Toprak Atlası 2025 – Türkiye, karar alıcılara, yerel yönetimlere, üreticilere ve kamuoyuna, toprağı yeniden politikanın merkezine alma çağrısı yapıyor.
Kaynak:
















