LGBTQ+ savunucuları, iklim krizinin toplulukları üzerindeki etkilerinin yeterince dikkate alınmadığını belirterek, COP31 başta olmak üzere uluslararası iklim politikalarında daha güçlü temsil ve somut politika değişiklikleri talep ediyor.
İklim değişikliğinin yol açtığı aşırı hava olayları ve doğal afetler, toplumun farklı kesimlerini farklı düzeylerde etkiliyor. Uzmanlar, LGBTQ+ bireylerin yoksulluk, işsizlik, evsizlik ve ayrımcılık gibi mevcut sosyal eşitsizlikler nedeniyle iklim krizine karşı daha kırılgan bir konumda bulunduğunu belirtiyor.
Çevre ve LGBTQ+ hakları alanında çalışan Out for Sustainability adlı kuruluşun Savunuculuk Başkanı Diego De Leon Segovia’ya göre, bu durum özellikle trans bireyler ile cinsiyet kimliği, engellilik, etnik köken ve sosyoekonomik koşullar gibi birden fazla ayrımcılığa maruz kalan kişiler için daha belirgin.
Araştırmalar kırılganlığı ortaya koyuyor
2023 yılında yayımlanan bir araştırma, trans ve eşcinsel bireylerin aşırı hava olayları sırasında kalıcı olarak yerinden edilme olasılığının diğer gruplara göre iki ila dört kat daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Araştırma, bu durumun yalnızca ekonomik kırılganlıkla değil, afet sonrasında artan şiddet, ayrımcılık ve temel hizmetlere erişimde yaşanan engellerle de bağlantılı olduğunu gösteriyor.
LGBTQ+ bireylerin afet yardımlarına erişimde de çeşitli engellerle karşılaştığı belirtiliyor. Yardım kuruluşlarının dini yaklaşımları, hizmet sunan kişilerin önyargıları veya bazı ülkelerdeki yasal düzenlemeler nedeniyle birçok kişinin destek mekanizmalarından yararlanamadığı ifade ediliyor.
Hindistan’ın Delhi ve Uttar Pradesh eyaletlerinde sıcak hava dalgalarının transmaskülen bireyler üzerindeki etkisini inceleyen bir başka araştırma ise, iklim krizinin fiziksel ve ruhsal sağlığın yanı sıra ekonomik koşulları da olumsuz etkilediğini ortaya koydu.
LGBTQ+ profesyonelleri iklim alanında bir araya getirmeyi amaçlayan Out in Climate adlı ağ da son yıllarda büyüyen girişimler arasında yer alıyor.
Üç yıl önce kurulan ve bugün ABD’nin birçok kentinde faaliyet gösteren oluşum, iklim alanında çalışan LGBTQ+ bireyler için mentorluk, deneyim paylaşımı ve mesleki dayanışma olanakları sunuyor.
Geçen yıl ilk Queer Decarbonization Summit‘i düzenleyen ağ, zirveyi 2026 yılında iki farklı kentte gerçekleştirerek farklı sektörlerden LGBTQ+ liderleri bir araya getirmeyi hedefliyor.
COP31 öncesinde uluslararası tanınma talebi
LGBTQ+ savunucuları, Birleşmiş Milletler iklim müzakerelerinde engelli bireyler gibi bazı toplumsal grupların resmi olarak tanınmasına rağmen LGBTQ+ topluluğunun henüz aynı statüye sahip olmadığını belirtiyor.
Bu kapsamda Out for Sustainability, Hindistan, Jamaika ve farklı ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte LGBTQ+ bireylerin iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğini ortaya koyacak ilk küresel değerlendirme çalışmasını yürütüyor.
Öte yandan Meksika hükümeti, bu yıl güncellediği Ulusal Katkı Beyanı’nda (NDC) ilk kez LGBTQ+ topluluğuna yönelik dört somut taahhüde yer verdi. Bu taahhütler arasında veri toplama, farkındalık çalışmaları, hukuki tanınmanın güçlendirilmesi ve iklim krizinden etkilenen LGBTQ+ bireylere destek sağlanması bulunuyor.
İklimsavunucuları, bu yıl Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’in LGBTQ+ temsilinin güçlendirilmesi açısından önemli bir fırsat olabileceğini, ancak mevcut insan hakları ortamının bazı katılımcılar açısından endişe yarattığını ifade ediyor.
Savunuculara göre, iklim krizine karşı geliştirilecek politikaların daha kapsayıcı hale gelmesi, yalnızca LGBTQ+ bireylerin haklarının gözetilmesi açısından değil, iklim değişikliğiyle mücadelede daha etkili ve adil çözümler üretilmesi bakımından da önem taşıyor.
Kaynak: