Uluslararası Enerji Ajansı’na göre (IEA) havacılık sektörü yılda yaklaşık 1 milyar ton karbondioksit salımıyla iklim krizine katkıda bulunan önemli kalemlerden biri. Sektörün önde gelen şirketleri emisyonları azaltmak için sürdürülebilir havacılık yakıtı, hidrojen, hibrit-elektrikli motorlar ve daha hafif malzemelere yatırım yapıyor. Savunma sanayisinde ise dönüşüm üretim tesislerinden tedarik zincirlerine kadar uzanıyor.
Havacılık ve savunma sanayisinde sürdürülebilirlik, şirketlerin uzun vadeli rekabet stratejilerinde giderek daha belirleyici hale geliyor. Fosil yakıtlara yüksek düzeyde bağımlı olan sektör, yakıt tüketimini ve operasyonlardan kaynaklanan emisyonları azaltmaya yönelik çözümlere odaklanıyor.
Dünyanın önde gelen şirketleri bir yandan uçuş sırasında ortaya çıkan emisyonları azaltmaya çalışırken diğer yandan üretim tesislerini ve tedarik zincirlerini daha düşük karbonlu hale getirmeye yöneliyor. Sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF), bu dönüşümün kısa ve orta vadede öne çıkan çözümlerinden biri olurken, hidrojen ve elektrikli tahrik sistemleri daha uzun vadeli seçenekler arasında değerlendiriliyor.
Sürdürülebilirlik alanındaki yatırımları ve piyasa değeriyle öne çıkan şirketlerin başında GE Aerospace geliyor. Yaklaşık 361 milyar dolarlık piyasa değeriyle listenin ilk sırasında yer alan şirket, Safran ile birlikte yürüttüğü CFM RISE programında yakıt tüketimini ve karbondioksit emisyonlarını mevcut ticari motorlara göre yüzde 20’den fazla azaltması hedeflenen açık fanlı motor teknolojisi geliştiriyor.
GE Aerospace aynı zamanda ticari motor portföyünün tamamında yüzde 100 SAF kullanımını test ederken NASA ile megavat sınıfı hibrit-elektrikli uçuş demonstratörleri üzerinde çalışıyor. Şirket, küresel tesislerindeki Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını 2030’a kadar net sıfıra indirmeyi, değer zincirindeki Kapsam 3 emisyonlarında ise 2050’ye kadar net sıfıra ulaşmayı hedefliyor.
Yaklaşık 283 milyar dolarlık piyasa değerine sahip RTX de motor verimliliğini artırmaya ve elektrikli uçuş teknolojilerini geliştirmeye odaklanıyor. Şirketin Pratt & Whitney birimi tarafından geliştirilen Geared Turbofan motorları, önceki nesil motorlara kıyasla yakıt tüketimini ve karbondioksit emisyonlarını yüzde 20’ye kadar azaltırken yüzde 100 SAF karışımlarını destekliyor.
RTX’in Collins Aerospace birimi ise daha hafif kompozit yapılar, gelişmiş elektrik sistemler ve enerji verimliliğini artıran mikro şebekeler geliştiriyor. RTX’in uzun vadeli hedefi ise 2050’ye kadar net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşmak.
Havacılığın karbonsuzlaşmasında alternatif yakıtların yanı sıra hidrojen teknolojisi de giderek daha fazla gündeme geliyor. Airbus, bu alanda en kapsamlı programlardan birini yürüten şirketler arasında bulunuyor. Yaklaşık 188 milyar dolarlık piyasa değerine sahip şirket, ticari filosunun tamamını 2030’a kadar yüzde 100 SAF kullanımına uygun hale getirmeyi hedefliyor.
Airbus’ın ZEROe programı kapsamında hidrojenle çalışan uçak konseptleri geliştiriliyor. Hedef 2035 itibarıyla sıfır emisyonlu ticari uçuş gerçekleştirebilecek teknolojilere ulaşmak. Şirket ayrıca operasyonlarından kaynaklanan Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını 2015 seviyesine göre 2030’a kadar yarıya indirmeyi planlıyor. Uçakların ağırlığını azaltan tasarımlar ve dijital verimlilik çözümleri de bu stratejinin parçalarını oluşturuyor.
Rolls-Royce ise ticari motorlarının tamamını yüzde 100 SAF ile çalışabilecek hale getirmeye yönelik testlerini sürdürüyor. Şirket, bunun yanında hidrojen yanması ve yakıt hücresi teknolojilerini geliştirerek bölgesel havacılıkta sıfır emisyonlu uçuş seçenekleri geliştirmeye odaklanıyor. Havayolu şirketleriyle yürütülen ortak çalışmalar ise SAF’ın dağıtımının ve ticari filolarda kullanımının yaygınlaştırılmasını hedefliyor.
Alternatif yakıtlar konusunda benzer bir hedef Boeing tarafından da ortaya konuluyor. Şirket, ticari uçakların 2030’a kadar yüzde 100 SAF ile uçabilecek hale gelmesini amaçlıyor. ecoDemonstrator programında yakıt tüketimini, uçuş kaynaklı gürültüyü ve karbon emisyonlarını azaltabilecek teknolojiler gerçek uçuş koşullarında test ediliyor. Boeing ayrıca üretim tesisleri ve operasyonlarında 2030’a kadar net sıfır sera gazı emisyonu hedefliyor.
Motorların daha verimli hale getirilmesinin yanı sıra uçak ağırlığının azaltılması da emisyonların düşürülmesinde önemli bir alan olarak öne çıkıyor. Safran, hafif kompozit uçak yapıları geliştirirken araştırma ve teknoloji bütçesinin yüzde 75’inden fazlasını çevresel inovasyona ayırıyor. Şirket, Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını 2030’a kadar yüzde 50,4 azaltmayı ve 2050’de operasyonlarında net sıfıra ulaşmayı hedefliyor.
Dönüşümün bir diğer ayağını ise savunma sanayisinin üretim süreçleri oluşturuyor. Lockheed Martin, 2020 baz yılına göre Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını 2030’a kadar yüzde 36 azaltmayı planlıyor. Şirket aynı tarihe kadar küresel operasyonlarında kullanılan elektriğin yüzde 40’ını yenilenebilir kaynaklardan sağlamayı hedeflerken, ürünlerin yaşam döngüsüne çevreci tasarım ilkelerini dahil ediyor ve tedarik zincirindeki çevresel etkileri azaltmaya çalışıyor.
General Dynamics de sera gazı emisyonlarını 2034’e kadar yüzde 40 azaltmayı ve 2060’tan önce karbon nötr hale gelmeyi amaçlıyor. Şirketin Gulfstream iştiraki, iş jetlerinde SAF kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar yürütürken, yüzde 100 saf SAF kullanılarak okyanus aşırı ve yüksek irtifa uçuş testleri gerçekleştirildi. Şirket ayrıca üretim tesislerinde enerji verimliliğini artırıyor, atıkları azaltıyor ve sürdürülebilir bina standartlarını yaygınlaştırıyor.
Üretim tarafında ise Howmet Aerospace, özellikle alüminyum ve titanyum gibi yüksek değerli metaller için kapalı döngü geri dönüşüm sistemlerine başvuruyor. Şirket, daha hafif jet motoru ve yapısal parçalar geliştirerek uçakların yakıt verimliliğine katkı sağlıyor. Howmet’in hedefi, Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını 2027’ye kadar yüzde 33,6 azaltmak ve 2050’de operasyonlarında net sıfıra ulaşmak.
Yaklaşık 85 milyar dolarlık piyasa değeriyle listenin onuncu sırasında bulunan BAE Systemsise savunma operasyonlarının karbonsuzlaştırılmasına odaklanıyor. Şirket, küresel tesislerinde sera gazı emisyonlarını 2030’a kadar net sıfıra indirmeyi, 2050’de ise değer zincirinin tamamında net sıfır seviyesine taşımayı amaçlıyor. Şirket yenilenebilir enerji kullanımını artırırken elektrikli tahrik sistemleri, hidrojen yakıt hücreleri ve düşük karbonlu teknolojilere yatırım yapıyor.
Bu tablo, havacılık ve savunma sektöründe sürdürülebilirlik anlayışının yalnızca emisyonları dengelemeye yönelik kurumsal hedeflerden ibaret olmadığını gösteriyor. Motor verimliliğinden SAF’a, hidrojen ve hibrit-elektrikli sistemlerden hafif malzemelere, yenilenebilir enerjiden döngüsel üretim uygulamalarına kadar farklı teknolojiler aynı dönüşümün parçalarını oluşturuyor.
Kaynak:
https://email.sustainabilitymag.com/c/117Vep2cXzvZiXjDSANak3Fp0An