IPBES’in ‘’İş Dünyası ve Biyoçeşitlilik’’ raporu, üretimin doğaya bağımlı olduğunu ve aynı zamanda doğa üzerinde doğrudan ve dolaylı etkiler yarattığını ortaya koyuyor.
Rapora göre birçok şirket, doğayla doğrudan ilişkisi olmadığını düşünse de aslında faaliyetlerini sürdürebilmek için doğaya bağımlı konumda yer alıyor. Su kaynakları, sel kontrolü, iklim düzenleme, toprak verimliliği ve hatta kültürel ve estetik değerler, ekonomik faaliyetlerin temelini oluşturuyor. Buna karşılık doğayı korumak kısa vadede yeterince kazançlı görünmeyebiliyor. Bu da doğaya zarar veren faaliyetlerin sürmesini kolaylaştırıyor.
Finansal veriler tabloyu daha da çarpıcı hale getiriyor. 2023 yılında doğa üzerinde doğrudan olumsuz etkisi olan kamu ve özel finans akışlarının toplamı 7,3 trilyon ABD Doları olarak hesaplanıyor. Buna karşılık, aynı yıl biyoçeşitliliğin korunması ve restorasyonuna yönlendirilen finansmanın sadece 220 milyar dolarla sınırlı kaldığı görülüyor.
Rapor, mevcut ekonomik ve finansal sistemin doğa kaybını hızlandıran teşvikler içerdiğini ve dolayısıyla köklü bir dönüşüm gerektiğini vurguluyor.
IPBES Raporu’na göre çok sınırlı sayıdaki şirket biyoçeşitlilik üzerindeki etkilerine raporlarında açıkça yer veriyor.
Rapordaki bir diğer önemli bulgu ise yerli halkların topraklarının yoğun baskı altında olması. Bu bölgelerin dörtte biri yüksek düzeyde kaynak tüketimine maruz kalıyor. Buna rağmen bu bölgelerde yaşayan topluluklar, iş dünyasının karar süreçlerinde yeterince temsil edilmiyor. Rapor, yerel toplulukların sürece dahil edilmesiyle risk yönetiminin güçleneceğini ve daha sürdürülebilir iş modelleri geliştirilmesine katkı sağlanabileceğini ortaya koyuyor.
Biyoçeşitlilik kaybı şirketler açısından üç temel risk alanı yaratıyor. Birincisi fiziksel riskler; sel, kuraklık, su kıtlığı ya da ekosistem çöküşü gibi doğrudan üretimi, tedarik zincirlerini ve operasyonları etkileyen gelişmeler bu kapsama giriyor. İkincisini ise geçiş riskleri oluşturuyor; hükümetlerin devreye alacağı yeni düzenlemeler, karbon ve doğa vergileri, zorunlu raporlama yükümlülükleri ya da daha sıkı denetimler şirketlerin maliyet yapısını değiştirebiliyor. Üçüncüsünü ise doğa kaybının birden fazla sektör ve finansal kurum üzerinde zincirleme etkiler yaratarak makroekonomik dalgalanmalara ve finansal istikrarsızlığa dönüşme ihtimali oluşturuyor.
Ancak rapor, risklerin yanı sıra önemli fırsatların da bulunduğuna dikkat çekiyor. Doğa temelli çözümler, ekosistem restorasyonu, sürdürülebilir arazi yönetimi ve biyoçeşitliliğin izlenmesine yönelik teknolojiler gibi alanlarda yeni iş modelleri ve gelir kaynakları oluşturabiliyor.
IPBES’in raporu çözüm yolları da sunuyor. Doğru politikalarla dönüşümün mümkün olduğunu ancak iş dünyasının tek başına dönüşümü gerçekleştiremeyeceğini savunuyor. Bu önerilerin hayata geçirilebilmesi için hükümetlerin, finans sisteminin, sivil toplumun ve şirketlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade ediyor.