BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) tarafından yayımlanan yeni bir rapora göre, dünya genelinde yirmi yıldır sürdürülen çabalara rağmen, her yıl 4.000’den fazla değerli yaban hayatı türü kaçakçılığın kurbanı olmaya devam ediyor.
UNODC İcra Direktörü Ghada Waly, ‘’Yaban hayatı suçları doğaya sayısız zarar veriyor. Aynı zamanda geçim kaynaklarını, kamu sağlığını, iyi yönetişimi ve gezegenin iklim değişikliğiyle mücadele kabiliyetini tehlikeye atıyor’’ dedi.
Uyuşturucu ve Suç Ofisi’ne göre, 4.000’den fazla tür kaçakçıların hedefinde ve yasadışı ticaret ülkelerin yüzde 80’inde aktif durumda.
Ajansın ‘World Wildlife Crime Report’’ adıyla yayımlanan çalışması, dünya genelinde kaçak avcılıkla mücadele çabalarını değerlendiriyor.
Rapora göre, ele geçirilen tüm memeli, kuş, sürüngen ve amfibilerin yüzde 40’ı tehdit altındaki tülerin bulunduğu kırmızı listede yar alıyor.
Araştırmacılar 2015-2021 yılları arasında gerçekleşen 140.000’den fazla yaban hayatı kaçakçılık vakasını inceleyen araştırmacılar, bu duruma en fazla maruz kalan türlerin mercanlar, büyük timsahlar, krokodiller ve filler olduğunu ortaya koydu. Rapora göre, yaban hayatı suçları nadir orkideler, sukulentler, sürüngenler ve balıklar gibi türlerin yerel ve küresel ölçekte yok olmasında itici bir güç oluşturuyor.
Pangolin, denizatı ve büyük kedi familyasının vücut parçaları ya da kemikleri genellikle kurutulurak ilaç yapımında kullanılıyor. Papağanlar ve iguanalar evcil hayvan olarak, orkideler ise süs bitkisi olarak rağbet görüyor.
Yaban hayatı kaçakçılığının tamamına yakını büyük organize suç gruplarıyla yürütülüyor.
Bazı tahminlere göre, yasadışı yaban hayatı ticaretinin yılda 23 milyar ABD doları değerinde olabileceğini ve yılda 100 milyondan fazla bitki ve hayvanın ticaretinin yapıldığını gösteriyor.
2019’da yapılan bir araştırma, dünyada bilinen kara omurgalılarının yüzde 24’ünün yaban hayatı ticareti kaynaklı olduğunu ortaya koydu.
UNODC, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin bir parçası olarak koruma altındaki türlerin kaçakçılığına son vermeyi amaçlıyor. Raporun bulguları, bu hedefe 2030 yılına kadar ulaşılacağına dair bir umut vermiyor.
Kaynak: