Fosil yakıtlardan çıkış için güneş ve rüzgâr başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımları hızla büyürken, dünyanın önünde yeni bir sorun beliriyor: Temiz enerji için ihtiyaç duyulan geniş araziler doğaya, tarıma ve yerel topluluklara zarar vermeden nasıl kullanılabilir?
Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Konferansı’ndaki bir yan etkinlikte uzmanlar, yenilenebilir enerji yatırımları ile arazi koruma ve restorasyon çalışmalarının birlikte yürütülebileceği yöntemleri ele aldı.
Güney Afrika’daki eski madencilik sahalarının güneş enerjisi projeleri için yeniden kullanılması, Çin çöllerinde güneş panellerinin bitki örtüsü, su hasadı ve kum kontrolü uygulamalarıyla birlikte tasarlanması ve Hindistan’da tarım arazilerinde güneş enerjili sulama sistemlerinin kullanılması, bu yaklaşımın farklı coğrafyalardaki örnekleri arasında yer alıyor.
Yenilenebilir enerji projelerinin kapladığı alanın önümüzdeki yıllarda önemli ölçüde büyümesi bekleniyor. Halen yaklaşık 500 bin hektarolan yenilenebilir enerji altyapısının arazi ihtiyacının 2032’ye kadar 3 milyon hektara ulaşabileceği tahmin ediliyor.
Önce arazi, sonra enerji
Uzmanlara göre doğru yaklaşım, önce enerji projesinin kurulacağı yeri seçip ardından çevresel etkileri incelemek değil. Bunun tam tersine, yatırım kararı verilmeden önce bölgenin bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.
Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin (UNCCD) G20 Küresel Arazi Girişimi Direktörü Muralee Thummarukudy, güneş enerjisinin doğru yerde kullanıldığında yalnızca elektrik üretmekle kalmayıp ekolojik restorasyona da katkı sağlayabileceğinibelirtti.
Aynı yaklaşımın her coğrafyada aynı sonucu vermediğini göz önünde bulundurarak; yenilenebilir enerji projelerinin planlanmasında yalnızca güneş veya rüzgâr potansiyeli değil; biyoçeşitlilik, su kaynakları, tarım, hayvancılık, yaban hayatı güzergâhları, sel ve kuraklık riski ile yerel toplulukların ihtiyaçları da dikkate alınmalı.
Yerel halkın bilgi ve deneyiminin sürece dahil edilmesi de kritik önem taşıyor. Çünkü bölgede yaşayan topluluklar, çevresel riskler konusunda önemli bir bilgi birikimine sahip.
Yenilenebilir enerji fosil yakıtlara kıyasla çok daha düşük karbon emisyonuna sahip olsa da tamamen etkisiz değil.
Projelerin kurulması sırasında bitki örtüsünün temizlenmesi, yaban hayatının yaşam alanlarının bozulması veya suyun arazi üzerindeki doğal akışının değişmesi mümkün olabiliyor. Büyük ölçekli projelerin aynı bölgede yoğunlaşması ise bu etkileri daha da artırabiliyor.
Bu nedenle hedef, yenilenebilir enerji yatırımlarını daha en başından itibaren bu etkileri azaltacak ve mümkün olduğunda araziye ek fayda sağlayacak biçimde tasarlamak olmalı.
Hindistan’dan gelen örnekler, enerji üretimi ile tarımın aynı araziyi paylaşabileceğini gösteriyor.
Ülkede uygulanan güneş enerjili sulama projelerinde çiftçiler, tarım arazilerine yerleştirilen güneş panelleri sayesinde sulama pompalarının ihtiyacı olan elektriği üretiyor. Üretim fazlası elektrik ise şebekeye satılarak çiftçiye ek gelir sağlıyor.
Çin’de ise güneş enerjisi projeleri, çölleşmeyle mücadele ve arazi restorasyonuyla birlikte yürütülüyor.
Taklamakan Çölü’nde güneş enerjisiyle çalışan pompalar sulama için su sağlarken, desteklenen bitki örtüsü yollar çevresindeki kumların sabitlenmesine yardımcı oluyor.
Tengger Çölleri’nde ise güneş panelleri yalnızca elektrik üretmiyor. Panellerin oluşturduğu gölge, zemine yakın bölgelerde buharlaşmayı ve rüzgârı azaltıyor. Ayrıca güneş enerjisi tesislerinin çevresindeki bitki örtüsü hayvan yemi olarak kullanılabiliyor. Bazı bitkiler ise kumların sabitlenmesine veya bal üretiminin desteklenmesine katkı sağlıyor.
Dünyanın farklı bölgelerindeki bu uygulamalar umut verici olsa da uzmanlar, bunların her ülke ve bölge için doğrudan uygulanabilecek bir model oluşturmadığına dikkat çekiyor.
UNEP bu nedenle farklı ülkelerde arazi, su, biyoçeşitlilik ve yerel topluluklarla uyum içinde yürütülen yenilenebilir enerji projelerine ilişkin örnekleri bir araya getirmeye hazırlanıyor. Amaç, ülkelerin enerji dönüşümünü planlarken yalnızca enerji ihtiyacını değil, arazinin uzun vadeli geleceğini de dikkate almasını sağlamak.
Dünyanın önündeki denklem aslında giderek daha net hale geliyor: Fosil yakıtlardan vazgeçmek zorundayız; ancak bunu yaparken doğayı kaybetme pahasına yeni bir enerji sistemi kuramayız.
Kaynak:
https://news.us15.list-manage.com/track/click?u=372753f560ef60c400f1a4f3f&id=6cc5d13d6f&e=8b42edf312