Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
Akdeniz’in ekolojik hazineleri tehlike altında

İklim değişikliği, kirlilik ve biyolojik çeşitlilik kaybının tehdidi altındaki Akdeniz’i korumak için Birleşmiş Milletler öncülüğünde çalışmalar yürütülüyor. 

Afrika, Asya ve Avrupa’nın kesişiminde yer alan Akdeniz, yüzyıllar boyunca kentleri, uygarlıkları ve ticaret yollarını birbirine bağlayan önemli bir geçiş noktası oldu. İnsanlara gıda ve geçim kaynağı sunmanın ötesinde, kültürlerin, inançların ve fikirlerin yayılmasında da tarihin en önemli buluşma noktalarından biri olarak öne çıktı.

Türkiye’nin Antalya, Mersin, Adana ve Hatay’ı kapsayan Akdeniz kıyıları da binlerce yıldır bu ortak tarihin önemli kavşaklarından biri oldu. Side, Perge, Aspendos, Patara ve Olympos gibi antik kentler, denizin ticarette, kültürel alışverişte ve medeniyetler arasındaki etkileşimde oynadığı rolün izlerini bugün de taşıyor.

Günümüzde ise Akdeniz, tarihsel öneminin yanı sıra yoğun ekonomik faaliyetlerin merkezinde bulunuyor. Dünyanın en yoğun deniz taşımacılığı güzergâhlarından birine ev sahipliği yapan bölge; balıkçılık ve turizm sektörleriyle milyonlarca insanın yaşamını ve geçimini destekliyor.

Ancak Akdeniz’in asıl zenginliği, tarihsel ve ekonomik değerinin çok ötesine uzanıyor. Dünya okyanus yüzeyinin yalnızca yüzde 1’ini kaplamasına rağmen bilinen deniz türlerinin yüzde 18’e kadarı bu bölgede yaşıyor. Bu türlerin dörtte birinden fazlası ise dünyanın başka denizlerinde bulunmuyor.

Adını deniz tanrısı Poseidon’dan alan ve yalnızca Akdeniz’de bulunan Posidonia oceanica adlı deniz çayırı, 1,2 milyon hektardan geniş bir alanda varlığını sürdürüyor. Çok sayıda deniz canlısı için yaşamsal bir habitat oluşturan bu çayırlar, aynı zamanda karbon ve besin maddelerini bünyesinde barındırıyor.

Deniz çayırlarının yanı sıra bataklıklar, sulak alanlar ve kumullar da yaklaşık 46 bin kilometrelik Akdeniz kıyı şeridinde doğal savunma sistemleri oluşturuyor. 

 Akdeniz’in yeni canavarları

Homeros’un destanında Odysseus’un eve dönüş yolculuğunda karşılaştığı akıl almaz engellerin üzerinden binlerce yıl geçti. Ancak bugün Akdeniz’de var olan yeni nesil tehditler, denizin geleceğini gölgeliyor.   

Kirlilik, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve insan faaliyetlerinden kaynaklanan baskılar birbirini besleyerek bölgenin ekolojik sağlığını tehdit ediyor.

Yeni nesil canavarların başında plastik kirliliği geliyor. Her gün yaklaşık 730 ton plastik atığın Akdeniz’e karıştığı tahmin ediliyor. Atıkların önemli bölümü nehirler aracılığıyla denize ulaşırken, tek kullanımlık plastikler sahillerdeki çöplerin yüzde 60’tan fazlasını oluşturuyor.

Sorun yalnızca plastik ile sınırlı değil. Atık sular, sanayi kaynaklı kimyasallar, tarımsal akış ve gemilerden kaynaklanan kirleticiler deniz yaşamını olumsuz etkiliyor. İlaç atıkları, mikroplastikler ve plastik katkı maddeleri ekosistem üzerindeki baskıyı artırırken, giderek büyüyen su altı gürültü kirliliği de deniz canlılarının yaşam döngülerini ve davranışlarını etkiliyor.  

Akdeniz’de sıcaklık artışının küresel ortalamadan yaklaşık yüzde 20 daha hızlı gerçekleştiği belirtiliyor. Değişen yağış rejimleri, yükselen deniz seviyesi ve okyanus asitlenmesi; kuraklık, orman yangınları, sel, erozyon ve su kıtlığı risklerini artırıyor.

Zarar gören kıyı ekosistemleri, fırtına ve sellere karşı doğal koruma kapasitesini kaybediyor. Isınan deniz suyu istilacı türlerin yayılmasını kolaylaştırırken, yerli türler ve hassas ekosistemler üzerindeki baskıyı artırıyor.

Sorumlu bir yaklaşımla yönetilmeyen turizm faaliyetleri ise atık miktarının artmasına ve kıyı habitatlarının daha fazla baskı altında kalmasına neden oluyor.  

Akdeniz için ortak mücadele

Bu çok katmanlı tablo karşısında ülkeler, bölgesel işbirliğini güçlendirmeye çalışıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 1975’te oluşturduğu Akdeniz Eylem Planı (UNEP/MAP), denizlerin korunmasına yönelik Bölgesel Denizler Programı kapsamında hayata geçirilen ilk girişim oldu.

UNEP/MAP; deniz koruma alanlarının geliştirilmesinden tehdit altındaki tür ve habitatlar için eylem planları hazırlanmasına, zarar gören ekosistemlerin onarılmasından istilacı türlerin kontrolüne kadar geniş bir alanda çalışmalar yürütüyor. Akdeniz’in yüzde 8’inden fazlasını kapsayan özel koruma alanlarının oluşturulmasına katkı sağlayan program, aynı zamanda kumullar ve sulak alanlar gibi doğal kıyı savunma sistemlerinin korunmasını ve yeniden işlev kazanmasını hedefleyen planlamalara da destek veriyor.

Bölgenin korunmasında hukuki çerçeveyi güçlendiren önemli adımlardan biri ise 1976’da Akdeniz ülkeleri tarafından kabul edilen Barselona Sözleşmesi oldu. Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşme, deniz ve kıyı çevresinin korunmasına yönelik temel hukuki çerçeveyi oluşturuyor. Sözleşme kapsamında kirlilik, tehlikeli atıklar, biyolojik çeşitlilik, açık deniz faaliyetleri ve kıyı gelişimi gibi başlıklara odaklanan yedi protokol bulunuyor.

Deniz kirliliğinin azaltılmasına yönelik bir diğer önemli adım ise Akdeniz Eylem Planı üyeleri tarafından 2013’te kabul edilen ve 2021’de güncellenen Deniz Çöpleri Bölgesel Planı. Dünyadaki ilk bölgesel deniz çöpü planlarından biri olan düzenleme, ülkeleri denizlerdeki atıkların azaltılması ve ortadan kaldırılması için ortak önlemler almaya çağırırken, döngüsel ekonomi yaklaşımlarının ulusal politikalara dahil edilmesini de destekliyor.

Akdeniz’in geleceği için tek bir senaryo bulunmuyor. Ancak bölgenin nasıl bir geleceğe ihtiyacı olduğu konusunda ortak bir hedef giderek daha fazla önem kazanıyor: Doğal zenginliğini koruyan, ekonomik faaliyetlerini sürdürülebilir biçimde yöneten ve kıyılarında yaşayan milyonlarca insan için güvenli bir yaşam alanı olmayı sürdüren sağlıklı ve dirençli bir Akdeniz.