İstanbul Sanayi Odası (İSO) ve MEXT Teknoloji Merkezi tarafından hazırlanan“Sürdürülebilirlik Raporlaması Çerçeveleri ve Veri Beklentileri”rehberi,Türkiye’de faaliyet gösteren imalat şirketlerinin mevcut ve gelişmekte olan sürdürülebilirlik raporlama çerçevelerini daha iyi anlamalarına ve düzenleyicilerden müşterilere, yatırımcılardan finans kuruluşlarına kadar farklı paydaşların çevresel, sosyal ve yönetişim alanındaki veri beklentilerini değerlendirmelerine yardımcı olmayı amaçlıyor.
Rehber, İstanbul Sanayi Odası (İSO) ve MEXT Teknoloji Merkezi iş birliğiyle yürütülen “İkiz Dönüşüme Yönelik Teknoloji Altyapılarının Oluşturulması: Sürdürülebilirlik Raporlama Platformu” Projesi kapsamında hazırlandı.
Rehberde öne çıkan mesaja göre şirketler doğrudan bir sürdürülebilirlik raporlama yükümlülüğü altında bulunmuyor; ancak bu durum şirketlerin sürdürülebilirlik verisi üretme ihtiyacının olmadığı anlamına gelmiyor. TSRS veya AB’nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) kapsamında bulunmayan şirketlerden de müşterileri, bankaları, grup şirketleri ya da Avrupa Birliği’ndeki iş ortakları aracılığıyla sürdürülebilirlik verileri talep edilebiliyor.
Şirketlerden beklentiler tek bir standartla sınırlı kalmıyor. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek finansal önemlilik yaklaşımını temel alırken, Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (ESRS) şirketin sürdürülebilirlik konularından nasıl etkilendiği ve bu konuları nasıl etkilediğini birlikte değerlendiren çifte önemlilik yaklaşımını benimsiyor. Global Reporting Initiative (GRI) ise şirket faaliyetlerinin ekonomi, çevre ve insanlar üzerindeki etkilerine odaklanıyor.
Türkiye’de belirlenen işletme türü ve eşiklerini karşılayan şirketler için TSRS zorunlu tutulurken, kapsam dışında kalan işletmeler standartları gönüllü olarak uygulayabiliyor. Halka açık şirketler açısından Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) Sürdürülebilirlik İlkeleri “uy ya da açıkla” yaklaşımıyla önemli bir şeffaflık mekanizması oluşturuyor.
AB düzenlemeleri üreticilerin veri ihtiyacını şekillendiriyor
Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik gündemini şekillendiren unsurların başında Avrupa Birliği düzenlemeleri geliyor.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM/CBAM) 1 Ocak 2026’da uygulanmaya başlamasıyla birlikte kapsamdaki ürünleri AB’ye satan üreticiler açısından tesis ve ürün bazlı gömülü emisyon verileri daha kritik halde geldi.
Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD/CS3D) de Türkiye’deki tedarikçileri etkileyebilecek bir başka alanı oluşturuyor. Büyük şirketlerin değer zincirlerinde gerçekleştireceği risk bazlı incelemeler, tedarikçilerden insan hakları ve çevresel etkiler konusunda daha ayrıntılı bilgi talep edilmesine yol açabilir.
12 Ağustos 2026’da uygulanmaya başlayan AB Ambalaj ve Ambalaj Atığı Tüzüğü (PPWR) ise özellikle AB pazarına sunulan ambalajlar açısından geri dönüştürülebilirlik, geri dönüştürülmüş içerik, etiketleme, yeniden kullanım ve uygunluk bilgilerinin önemini artırıyor. Bu beklentilerin Türkiye’deki üretici ve tedarikçilere de yansıması bekleniyor.
İmalat sanayisinde sürdürülebilirlik verilerinin en gelişmiş alanları iklim ve enerji olurken, şirketlerden beklenen bilgi seti giderek genişliyor.
Enerji tüketimi ve sera gazı emisyonlarının yanı sıra su ve atık su yönetimi, kirlilik ve kimyasallar, atıklar, döngüsel ekonomi, biyoçeşitlilik, çalışan uygulamaları, iş sağlığı ve güvenliği, insan hakları, etik ve ürün özellikleri de şirketlerin veri gündemine giriyor.
Ancak rehber, bu başlıkların bütün şirketler için aynı şekilde uygulanacak sabit bir liste olmadığına da dikkat çekiyor. Şirketin tabi olduğu mevzuat, faaliyet alanı, önemlilik değerlendirmesi, ürün ve tesis özellikleri, değer zinciri ile paydaş beklentileri hangi verilerin öncelikli olduğunu belirliyor.
Sürdürülebilirlik raporlamasında veri yoğunluğu imalat alt sektörlerine göre de önemli ölçüde farklılaşıyor. Demir-çelik ve alüminyum gibi karbon yoğun sektörlerde proses ve yakıt emisyonları, enerji tüketimi ve CBAM kapsamında gömülü emisyonlar öne çıkarken; otomotiv sektöründe Kapsam 1-2-3 emisyonları, ürün ayak izi, döngüsellik ve tedarikçi insan hakları önem kazanıyor.
Tekstil ve hazır giyim sektöründe su, atık su, kimyasal kullanımı, hammadde izlenebilirliği ve çalışma koşulları; kimya ve plastik sektörlerinde proses emisyonları, kimyasal güvenlik ve ürün içeriği; çimento ve yapı malzemelerinde ise proses emisyonları, enerji, alternatif yakıtlar ve hammadde kullanımı öncelikli konular arasında yer alıyor.
Bu farklılaşma, şirketlerin standart bir sürdürülebilirlik veri seti oluşturmasının tek başına yeterli olmayabileceğini gösteriyor.
Güvenilir veri, sürdürülebilirliğin temel unsurlarından biri
Şirketler açısından yalnızca veri toplamak değil, toplanan verinin güvenilir, izlenebilir ve doğrulanabilir olması da giderek daha fazla önem taşıyor.
Şirketlerin hangi verinin nasıl hesaplandığını ve hangi kaynaktan elde edildiğini belgeleyebilmesi; kullanılan metodolojileri kayıt altında tutması, veri sorumluluklarını netleştirmesi ve iç kontrol mekanizmaları oluşturması önem kazanıyor.
Gelinen noktada sürdürülebilirlik raporlaması, imalat şirketleri açısından yalnızca belirli dönemlerde hazırlanan bir rapor olmaktan çıkarak kurumsal veri yönetimi, risk yönetimi, finansmana erişim, müşteri ilişkileri ve uluslararası pazarlara erişimle bağlantılı bir dönüşüm alanına dönüşüyor.