Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
Yaşam süresi uzarken bugünden geleceği düşünmek gerekiyor

Dünya nüfusu yaşlanırken sağlıklı ve üretken bir yaşamın koşullarını oluşturmak, küresel ekonomi için giderek daha önemli hâle geliyor. 

2040’a kadar 65 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 53 artarak 1,3 milyara ulaşması bekleniyor. Aynı dönemde  25-64 yaş grubundaki nüfusun yalnızca yüzde 13 büyüyeceği öngörülüyor. Yaşlanan nüfusun sağlık, bakım ve emeklilik sistemleri üzerindeki baskısı artarken önleyici sağlık uygulamaları ve kapsayıcı çalışma politikaları trilyonlarca dolarlık ekonomik kazanım sağlayabilir. 

Küresel ekonomi, jeopolitik gerilimlerden ticaret politikalarındaki değişimlere, piyasa dalgalanmalarından teknolojik dönüşüme kadar pek çok gelişmenin etkisiyle hızla değişiyor. Şirketler ve hükümetler kısa vadeli belirsizliklere çözüm ararken uzun vadeli planlamayı sürdürmek giderek zorlaşıyor. Ancak nüfusun yaşlanması gibi yapısal değişimler, geçici ekonomik gelişmelerin ötesinde bir yaklaşım gerektiriyor.

Aslında, insan ömrünün uzaması toplumun karşı karşıya olduğu en önemli küresel sorunlardan biri. Demografik dönüşümün yaşandığı bir dönemde sürdürülebilir sistemler oluşturmak için bugün alacağımız kararlar, önümüzdeki onlarca yılda ekonomi üzerinde büyük sonuçlar doğuracak. 

İnsanların daha uzun yaşaması, sağlık hizmetlerinden emeklilik sistemlerine, çalışma hayatından konut politikalarına kadar birçok alanın yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Bugün alınacak kararlar, yalnızca mevcut kuşakların yaşam kalitesini değil, gelecek nesillerin ekonomik güvencesini ve toplumsal refahını da belirleyecek.

Marsh ve Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) uzun ömürlülük konulu rapor dizisinin son çalışması, bu dönüşümün ekonomik boyutunu inceliyor. Uzun Ömürlülüğün Getirisi: Sağlık ile Refahı Birbirine Bağlamanın Ekonomik Gerekçesi başlıklı rapor, sağlıklı yaşam süresini uzatmaya yönelik adımların ekonomik ve toplumsal faydalarını ortaya koyarken bu potansiyelin hayata geçirilmesi için izlenebilecek yol haritası sunuyor.

Yaşlanan nüfus ekonomileri nasıl etkileyecek?

Dünya genelinde iş dünyasının liderleri, nüfusun yaşlanmasını finans sektörü ve küresel ekonomi açısından önemli risklerden biri olarak değerlendiriyor. Sağlık ve bakım hizmetlerine duyulan ihtiyacın artması, emeklilik sistemlerinin sürdürülebilirliği ve çalışma çağındaki nüfusun daha yavaş büyümesi, ülkelerin önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı temel sorunlar arasında yer alıyor.

Düşen doğum oranları ve uzayan yaşam süreleri, giderek daha fazla ülkeyi demografik değişime uyum sağlayacak politikalar geliştirmeye yöneltiyor.

Bakım sorumlulukları, bu değişimin bireylerin ekonomik koşullarına nasıl yansıdığını gösteren önemli örneklerden biri. Bakım vermek amacıyla çalışma hayatına beş yıl ara veren kişilerin emeklilik birikimleri, bu sorumluluğu üstlenmeyenlere kıyasla yüzde 29 daha düşük olabiliyor. Bakım yükü böylece yalnızca günlük yaşamı değil, uzun vadeli ekonomik güvenceyi de etkiliyor.

İş yerlerinde yaşa dayalı ayrımcılık da önemli bir ekonomik kayıp yaratıyor. Rapora göre bu ayrımcılığın küresel ekonomiye maliyetinin 2040’a kadar 500 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Öte yandan, uygun fiyatlı konutlara erişimde yaşanan güçlükler genç kuşakların tasarruf yapmasını ve geleceklerini güvence altına almasını zorlaştırıyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun Young Shapers ağı üzerinden yürütülen çalışmalar da uzun yaşamın genç kuşaklar üzerindeki etkisine dikkat çekiyor. Demografik dönüşüme bugün verilecek yanıtlar, gelecekte devralınacak sağlık, bakım ve emeklilik sistemlerinin ne ölçüde sürdürülebilir olacağını belirleyecek.

Küçük müdahaleler, büyük ekonomik kazanımlar

Uzun yaşamın beraberinde getirdiği sorunların çözümü, her zaman yüksek maliyetli teknolojilere veya kapsamlı sağlık yatırımlarına bağlı değil. Evlerde düşme riskini azaltacak düzenlemeler yapılması, fiziksel aktivitenin teşvik edilmesi ve işitme cihazlarına erişimin artırılması gibi önlemler, yaşam kalitesini yükseltirken sağlık harcamalarını da azaltabilir.

Marsh ve WEF raporu, önleyici uygulamaların ekonomik etkisini üç örnek üzerinden ortaya koyuyor.

Evlerin yaşlı bireyler için daha güvenli hâle getirilmesi, düşme kaynaklı yaralanmaları ve bunların yol açtığı tedavi ihtiyaçlarını azaltabilir. Takılma riski oluşturan engellerin kaldırılması ve tutunma barlarının yerleştirilmesi gibi basit düzenlemeler, bireylerin bağımsız yaşamlarını desteklerken aile üyeleri ve profesyonel bakım verenlerin üzerindeki yükü de hafifletebilir. Rapora göre bu tür önlemler, bakım verenler üzerindeki etkiler de hesaba katıldığında küresel sağlık sistemlerinde 5,4 trilyon dolarlık tasarruf potansiyeli taşıyor.

Fiziksel aktivitenin artırılması, yaşlanan nüfusla birlikte önem kazanan Tip 2 diyabetle mücadelede öne çıkıyor. Yaşam tarzıyla ilişkili risk faktörlerinin etkili olduğu hastalığın küresel ekonomiye maliyetinin 10,2 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Risk altındaki bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin artırılmasıyla 2040’a kadar 8,5 milyondan fazla diyabet vakasının önlenebileceği öngörülüyor. Bu veriler, hastalıkları ortaya çıkmadan önlemeye yönelik politikaların sağlık sistemleri ve ekonomi açısından taşıdığı önemi gösteriyor.

İşitme sağlığına yönelik desteklerin yaygınlaştırılması da uzun vadeli kazanımlar sağlayabilecek müdahaleler arasında bulunuyor. İşitme kaybı ile demans arasındaki ilişkiye dair bilimsel kanıtlar artarken işitme cihazlarının daha yaygın kullanılması, işitme kaybının yönetilmesine ve demans riskinin azaltılmasına katkıda bulunabilir. Raporda, bu alandaki uygulamaların sağlık harcamalarında tasarruf ve verimlilik artışı yoluyla 350 milyar doların üzerinde ekonomik fayda sağlayabileceği belirtiliyor.

Bu örnekler, sağlıklı yaşlanmaya yönelik yatırımların yalnızca sağlık hizmetlerinin maliyetini düşürmekle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. İnsanların bağımsızlıklarını daha uzun süre koruyabilmesi, bakım ihtiyacının azalması ve çalışma hayatına katılımın desteklenmesi de ekonomik ve toplumsal faydalar arasında yer alıyor.

Uzun ömürlülük için uzun vadeli politikalar

Uzayan yaşam süresinin sunduğu ekonomik potansiyelin gerçekleşmesi, yalnızca sağlık alanındaki uygulamaların geliştirilmesine değil, karar alma süreçlerinin de değişmesine bağlı. Kısa vadeli finansal sonuçlara odaklanan yaklaşımlar, önleyici sağlık hizmetlerinin ve uzun vadeli toplumsal yatırımların sağlayabileceği kazanımların gözden kaçmasına neden olabiliyor.

Marsh, bu nedenle kamu kurumları, işletmeler ve diğer paydaşlar arasında iş birliğinin önemini vurguluyor. Şirketin kurucu üyeleri arasında yer aldığı WEF Küresel Uzun Ömürlülük Girişimi de bu alanda ortak çalışmaların geliştirilmesini amaçlıyor.

Sağlık ve bakım sistemlerinin güçlendirilmesi, farklı yaş gruplarının çalışma hayatına katılımını destekleyen politikaların uygulanması ve ekonomik güvenceye erişimin iyileştirilmesi, demografik dönüşüme uyumun temel unsurları arasında bulunuyor. Bu adımların etkisini ölçerken yalnızca doğrudan maliyetleri değil, bireylerin yaşam kalitesini, bakım verenlerin üzerindeki yükü ve toplum genelindeki verimlilik kazanımlarını da dikkate almak gerekiyor.

Önümüzdeki 18 ayda faiz oranlarının, borsa endekslerinin veya enerji maliyetlerinin nasıl değişeceğini öngörmek güç olabilir. Buna karşılık nüfusun yaşlanması, uzun vadeli hazırlık gerektiren ve ertelenmesi hâlinde ekonomik ve toplumsal maliyetleri artırabilecek bir dönüşüm.

Sağlıklı yaşam süresini uzatmak, insanların daha uzun yaşamasının ötesinde, bu yılları daha bağımsız, üretken ve güvenceli geçirebilmesini sağlamak anlamına geliyor. Bunun için bugün yapılacak yatırımların ve geliştirilecek ortak politikaların, geleceğin sağlık sistemleri kadar ekonomik dayanıklılığı ve toplumsal refahı da şekillendirmesi bekleniyor.