Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
Hava kirliliği hakkında bilmemiz gereken temel kavramlar

Hava kirliliği yalnızca gözle görülen kirli bir gökyüzünden ibaret değil. İnce partiküllerden zehirli gazlara, yer seviyesindeki ozondan iklimi hızla ısıtan süper kirleticilere kadar pek çok unsur hem insan sağlığını hem de gezegenin dengesini tehdit ediyor.

Hava kirliliğini anlamak, gökyüzünün rengine bakmaktan çok daha fazlasını gerektiriyor.Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), hava kirliliğinin nasıl oluştuğunu, hangi riskleri barındırdığını ve nasıl kontrol altına alınabileceğini anlamak için temel kavramları açıklıyor.

Hava kirliliği, atmosferin doğal bileşimini değiştiren ve insan sağlığına ya da gezegene zarar veren katı, sıvı ve gaz hâlindeki maddeleri kapsıyor. Buna rağmen ülkelerin yaklaşık yüzde 43’ünde hava kirliliğinin yasal tanımı bulunmuyor.

Ülkelerin yaklaşık yarısı hava kirliliğini yalnızca dış ortamla sınırlı ele alırken, evlerde katı yakıt kullanımından kaynaklanan iç ortam kirliliğini kapsam dışında bırakıyor. Özellikle yemek pişirmek için kömür gibi katı yakıtların yakılması, hane içindeki hava kirliliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

Hava kirliliğinin etkileri, kirleticilerin atmosferdeki davranışına göre değişiyor. Yeryüzüne en yakın atmosfer katmanı olan troposferde biriken kirleticiler hava kalitesini düşürürken, stratosfere ulaşan bazı maddeler Dünya’yı zararlı ultraviyole ışınlarından koruyan ozon tabakasına zarar verebiliyor.

Hava kirleticileri, fabrikalardan, araçlardan veya yangınlardan kaynaklanabildiği gibi atmosferdeki kimyasal tepkimeler sonucunda da oluşabiliyor. İlk gruptakiler birincil, atmosferde sonradan oluşanlar ise ikincil kirleticiler olarak adlandırılıyor.

En tehlikeli kirleticilerden biri ince partiküller

Hava kalitesini izlemek için en sık kullanılan kirletici grupları arasında partikül madde, azot dioksit, kükürt dioksit, karbonmonoksit ve yer seviyesindeki ozon bulunuyor.

PM2.5, çapı 2,5 mikrometre veya daha küçük olan ince partikülleri ifade ediyor. Bir insan saçının kalınlığından yaklaşık 30 kat daha küçük olan bu parçacıklar akciğerlerin derinliklerine ve kan dolaşımına ulaşabiliyor. PM10 ise çapı 10 mikrometreye kadar olan partikülleri kapsıyor ve çoğunlukla burun, boğaz ve üst solunum yollarında birikiyor.

Fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkan azot dioksit ile sanayi faaliyetleri ve fosil yakıt kullanımı sonucu oluşan kükürt dioksit, insan sağlığını tehdit eden hava kirleticileri arasında yer alıyor.  Yakıtların eksik yanması sonucu ortaya çıkan karbonmonoksit ise özellikle kapalı alanlarda birikerek ölümcül zehirlenmelere yol açabiliyor.

Atmosferin üst katmanlarında bulunan ve Dünya’yı zararlı ultraviyole ışınlarından koruyan ozonun aksine, yeryüzüne yakın seviyelerde oluşan ozon insan sağlığına zarar veriyor.

Güneş ışığının etkisiyle azot oksitler, hava kirliliğini artırarak sisli ve puslu bir görüntüye neden olabiliyor.

Kurşun, cıva, arsenik, benzen ve asbest gibi ağır metaller ve toksik maddeler ise kanser, doğum kusurları ve başka ciddi sağlık sorunlarıyla ilişkilendiriliyor.

Hava kirliliği ile iklim krizi arasındaki bağlantının önemli bir bölümünü, karbondioksite kıyasla birim başına çok daha güçlü ısınma etkisi yaratabilen süper kirleticiler oluşturuyor. 

Metan, siyah karbon ve hidroflorokarbonlar bu gruptaki başlıca örnekler arasında bulunuyor. UNEP’in aktardığı verilere göre kısa ömürlü iklim kirleticileri küresel ısınmanın yaklaşık yüzde 45’inden sorumlu.

Yakıtların ve organik maddelerin tam yanmamasıyla oluşan siyah karbon, diğer adıyla kurum, havayı kirletmenin yanı sıra buzulların erimesini de hızlandırıyor. Kar ve buz yüzeylerinde biriken bu partiküller, güneş ışığının yansıtma kapasitesini azaltarak daha fazla ısının emilmesine ve yüzeylerin daha hızlı ısınmasına yol açıyor.

Gübre kullanımından kaynaklanan amonyak, fosil yakıtların yüksek sıcaklıklarda yanmasıyla açığa çıkan azot oksitler ve boya, temizlik ürünleri, yakıtlar ile bazı kozmetiklerde bulunan uçucu organik bileşikler de hava kirliliğinin oluşumunda rol oynuyor.

Toz fırtınaları kirliliği kıtalar arasında taşıyabiliyor

Hava kirliliği yalnızca sanayi tesisleri ve araçlardan kaynaklanmıyor. Kurak bölgelerde güçlü rüzgârların etkisiyle oluşan toz ve kum fırtınaları, tehlikeli partikülleri, patojenleri ve diğer kirleticileri binlerce kilometre uzağa taşıyabiliyor. Yanlış arazi yönetimi ise bu fırtınaların şiddetini ve sıklığını artırabiliyor.

Kirleticilerin rüzgarlarla atmosferde taşınması atmosferik dağılım, havadan ayrılarak kara, su veya diğer yüzeylere yerleşmesi ise atmosferik çökelme olarak tanımlanıyor. Havadaki kirleticilerin yol açtığı asit yağmurları da doğal ekosistemlere zarar vererek çevresel dengelerin bozulmasına yol açıyor.

Hava koşulları, kirleticilerin atmosferde dağılmasını engelleyerek yeryüzüne yakın seviyelerde birikmesine neden olabiliyor. Sıcaklık terselmesi olarak adlandırılan durumda, sıcak hava soğuk hava tabakasının üzerinde kalarak dikey hava akımlarını sınırlandırıyor. Böylece kirleticiler atmosferde dağılmak yerine yüzeye yakın seviyelerde yoğunlaşıyor ve hava kalitesi düşüyor. 

Hava kalitesi, havadaki kirleticilerin yoğunluğu ölçülerek belirleniyor. Sonuçlar genellikle metreküp başına mikrogram (µg/m³) veya milyonda bir (ppm) ve milyarda bir (ppb) gibi birimlerle ifade ediliyor.

Birçok ülke, kirlilik seviyelerini ve sağlık risklerini kamuoyuna anlatmak için Hava Kalitesi İndeksi’ni (AQI) kullanıyor. Ancak dünya genelinde kabul edilmiş tek bir indeks bulunmuyor. Ülkelerin farklı ölçüm ve değerlendirme sistemleri kullanması, aynı hava kalitesi değerinin farklı yerlerde farklı risklerle ilişkilendirilmesine yol açabiliyor.

UNEP’in aktardığı tahminlere göre, 2025’te insan faaliyetlerinden kaynaklanan dış ortam ince partikül kirliliği ve yer seviyesindeki ozon, dünya genelinde yaklaşık 6,4 milyon erken ölüme neden oldu.

Soluduğumuz havanın ne kadar temiz olduğunu belirleyen unsurlar yalnızca gökyüzünün görünümü değil; kirleticilerin türü, yoğunluğu ve bu maddelere ne kadar süre maruz kaldığımız. Etkili bir mücadele için ölçüm sonuçlarının bağlayıcı düzenlemeler ve kirliliğin kaynaklarını hedef alan politikalarla desteklenmesi gerekiyor.

Kaynak:

https://un.mdrtor.com/track/link/key/113094-368-25222-1-150990-126639/signature/67029d72e2327b0521cc146a5949ea01/userid/cc3b38131788ebfc525952c8f3b69bc7