Türkiye’nin 2026’da Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’e ev sahipliği yapacağı zirve öncesinde elektrifikasyon, yapay zekânın enerji ihtiyacı ve gıda sistemlerinin dönüşümü iklim gündeminin öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor. Türkiye’nin 2035’e kadar elektrifikasyonu yaygınlaştırma hedefi ise artan enerji ihtiyacının nasıl karşılanacağı ve fosil yakıtlardan çıkışın hangi adımlarla hızlandırılacağı sorularını gündeme taşıyor.
Euronews’a açıklama yapan Greenpeace Akdeniz Ülke Direktörü Berkan Özyer, elektrifikasyonun tek başına bir iklim hedefi olarak ele alınamayacağına dikkat çekiyor. Elektrikli araçların, ısı pompalarının ve sanayinin artan elektrik ihtiyacının kömür ve doğal gaz santralleriyle karşılanmasının emisyonları ortadan kaldırmayacağını belirten Özyer, yalnızca emisyonların kaynağının değişeceği uyarısında bunuyor.
Özyer, elektrifikasyonun iklim krizinin başlıca sorumlularından fosil yakıtlardan adil bir geçişi destekleyen araçlardan biri olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.
Elektrifikasyonun merkezinde güneş ve rüzgâr olmalı
Türkiye’nin elektrifikasyon hedefinin anlamlı bir iklim politikasına dönüşebilmesi için elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların payının artırılması gerektiğini belirten Özyer, artan elektrik talebinin tamamının yenilenebilir enerjiyle karşılanmasını savunuyor.
Özyer’e göre yenilenebilir enerji kapasitesini artırmak, dönüşümün yalnızca bir ayağını oluşturuyor. Fosil yakıtlara yönelik teşviklerin sona erdirilmesi ve bu kaynakların çevre ile sağlık üzerindeki maliyetlerinin de hesaba katılması gerekiyor.
Yapay zekânın enerji talebi dönüşümün yönünü belirleyecek
Yapay zeka uygulamaları ve veri merkezlerinin artan elektrik talebi de COP31 kapsamında ele alınması beklenen konular arasında.
Özyer, veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacının, dünyanın farklı bölgelerinde kapatılması planlanan kömür santrallerinin faaliyetlerini uzatmak ve yeni doğal gaz santralleri kurmak için gerekçe gösterildiğine dikkat çekiyor. Büyük teknoloji şirketlerinin net sıfır taahhütlerine rağmen emisyonlarının artmasına da dikkat çeken Özyer, veri merkezlerinin enerji ihtiyacının karşılanmasında nükleer enerjinin de sıklıkla gündeme getirildiğini belirtiyor.
Nükleer enerjiyi pahalı, tehlikeli ve iklim eylemine zarar veren bir kaynak olarak değerlendiren Özyer, Türkiye’nin veri merkezleri konusunu COP31 gündemine taşımasını önemli buluyor.
Küresel emisyonlarının yüzde 30’dan fazlası gıda sistemlerinden kaynaklanıyor
Özyer, iklim kriziyle mücadelede tarım ve gıda sistemlerinin dönüşümüne de dikkat çekiyor.
Mevcut gıda üretim modelinin iklim krizinin baskılarına karşı yetersiz kaldığını söyleyen Özyer, tarımsal üretimin kuraklık, aşırı hava olayları ve su stresi karşısında daha dayanıklı hale getirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Özyer’e göre bunun yolu agroekolojik tarımdan geçiyor.
Özyer, endüstriyel tarımda kullanılan sentetik azotlu gübreler ve pestisitlerin yüzde 99’unun fosil yakıt kökenli olduğunu belirtiyor. Bu nedenle daha fazla kimyasal girdi ve patentli tohum kullanarak üretimi artırmaya odaklanan bir yaklaşımın çözüm olmayacağını savunuyor.
Özyer’in aktardığı verilere göre Türkiye yüzölçümünün yüzde 70’i şiddetli kuraklık kategorisinde yer aldı ve ülke son 65 yılın en kurak dönemlerinden birini yaşadı. Kuraklık ve aşırı hava olayları nedeniyle 16 milyon ton bitkisel ürün kaybı yaşandı. Ülke ekonomisi büyürken tarım sektörünün yüzde 8,8 daraldığını söyleyen Greenpeace direktörü, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının ise 1308 metreküpe gerilediğini kaydediyor.
Bu tablonun derinleşmesi halinde taze gıdanın daha pahalı hale gelmesi ve düşük gelirli kesimlerin sağlıklı beslenmekte daha fazla zorlanması riski bulunuyor.
Greenpeace’ten pestisit kullanımını azaltmak için dört maddelik çağrı
Greenpeace Türkiye’nin “İçinde Ne Var?” kampanyası kapsamında yaptırdığı analizlerde limit aşımı ve birden fazla pestisitin aynı üründe bulunmasıyla karşılaştıklarını aktaran Özyer, Avrupa Birliği’nin Hızlı Alarm Sistemi’nin (RASFF) 2025 verilerinde Türkiye’nin sınırda pestisit nedeniyle bildirim yapılan ülkeler arasında ikinci sırada yer aldığını belirtiyor.
Greenpeace daha sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaşması için dört temel alanda kamusal adım atılması gerektiğini savunuyor.
İlk olarak, zincir marketlerin ve kamu kurumlarının tarladan rafa uzanan tedarik zincirindeki pestisit analiz sonuçlarını kamuoyuna açık biçimde paylaşması isteniyor. İkinci olarak, aynı üründe birden fazla pestisitin bulunmasından kaynaklanan “kokteyl etkisine” karşı daha katı sınırlar uygulanmasını öneriliyor.
Üçüncü başlıkta kamusal tarım danışmanlığı hizmetlerinin ve çiftçi refahının güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Özyer, ekolojik üretime geçişin maliyetinin çiftçilerin üzerine bırakılmaması gerektiğini vurgulayarak kamu desteği, teşvik ve teknik yardım çağrısında bulunuyor.
Son olarak kanserojen, üreme sağlığına zarar veren ve hormonal sistemi bozan yüksek derecede tehlikeli pestisitlerin yasaklanması isteniyor.
Tohumdan perakendeye ve tüketiciye uzanan bütüncül bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu belirten Özyer, COP31’in uluslararası sonuçları bakımından dört temel beklentiyi öne çıkarıyor.
· Türkiye’nin elektrifikasyon hedefinin zirvenin nihai kararına girmesini istiyor; ancak 2035’e kadar elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payının en az yüzde 75’e çıkarılması ve fosil yakıtların azaltılmasıyla desteklenmeyen bir elektrifikasyon hedefinin yeterli olmayacağını belirtiyor.
· COP28’de alınan fosil yakıtlardan uzaklaşma kararının uygulamaya geçirilmesi için ülkelerin, özellikle de gelişmiş ekonomilerin, ulusal çıkış yol haritalarını COP31’de ortaya koymasını önemli buluyor.
· COP30’da üzerinde uzlaşılan Adil Geçiş Mekanizması’nın Antalya’da işler hale gelmesi. Özyer, enerji dönüşümünün işçileri ve yerel toplulukları geride bırakmaması için bu mekanizmanın hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor.
· Gelişmekte olan ülkelerin iklim hedeflerini uygulayabilmesi için finansman sağlanmasını ve kirleten öder ilkesinin güçlendirilmesini istiyor.
Türkiye’nin kömürden adil çıkış için bir tarih belirlemesi ve fosil yakıtlardan çıkışı kapsayan kapsamlı bir yol haritası hazırlaması gerektiğinin altını çiziyor. Ülkenin Ulusal Katkı Beyanı’nda (NDC) küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefiyle uyumlu bir emisyon azaltım taahhüdü belirlemesi çağrısında bulunuyor.
Özyer’in son çağrısı ise plastik atık ithalatına ilişkin. Plastik atık ithalatının Türkiye’nin sıfır atık politikaları çerçevesinde ele alınması ve tamamen yasaklanması gerektiğini ifade ediyor.