Kasırga, sel ve orman yangınları enerji altyapısını tehdit ederken güneş enerjisi ve batarya sistemleri kesintisiz elektriğin güvencesi haline geliyor. Mikro şebekeler, toplulukların kendi enerjilerini üretip depolamasına olanak tanırken afet dönemlerinde hayati hizmetlerin sürdürülmesini sağlıyor.
İklim değişikliği doğal afetlerin sıklığını ve şiddetini artırırken, yaşlanan elektrik altyapıları da hava olaylarının karşısında daha kırılgan hale geliyor. Kasırga, sel ve orman yangınlarının ardından yaşanan uzun süreli elektrik kesintileri, kendi enerjisini üretebilen sistemlere duyulan ihtiyacı artırıyor. Güneş panelleri ve batarya depolama üniteleriyle çalışan mikro şebekeler, evlerden hastanelere, okullardan itfaiye istasyonlarına kadar birçok noktada enerji arzının sürdürülmesini sağlıyor.
ABD’nin Florida eyaletindeki Cortez kasabasında bulunan Hunters Point yerleşimi, bu dönüşümün örneklerinden biri. Toplam 86 konuttan oluşan yerleşimde her ev, çatı güneş panelleri ve batarya depolama sistemiyle donatıldı. Konutlar ihtiyaç duydukları elektriğin yüzde 98’inden fazlasını kendileri üretiyor ve ana elektrik şebekesi devre dışı kaldığında da çalışmayı sürdürüyor.
2024’te bölgeyi vuran Helene ve Milton kasırgalarının ardından diğer mahallelerde yaşayan milyonlarca kişi günlerce elektriksiz kalırken Hunters Point sakinleri kesinti yaşamadı.
Mikro şebekeler nasıl çalışıyor?
Geleneksel elektrik sistemlerinde enerji, santrallerden trafo merkezleri ve iletim hatları aracılığıyla evlere ve iş yerlerine ulaştırılıyor. Mikro şebekeler ise belirli bir alanda elektrik üretimini, depolamasını ve tüketimini bir araya getiriyor. En yaygın seçeneklerden biri, güneş panellerinin batarya sistemleriyle birlikte kullanılması.
Bu sistemlerin tümü ana şebekeden bağımsız çalışmıyor. Birçoğu güneş enerjisinin yetersiz kaldığı zamanlarda şebekeden enerji alabiliyor, ihtiyaç fazlası üretimi şebekeye geri satabiliyor. Uzak bölgelerde kurulan bazı mikro şebekeler, tamamen bağımsız çalışacak şekilde tasarlanıyor.
Wood Mackenzie’nin verilerine göre ABD’de 5 binden fazla mikro şebeke projesi faaliyette. Ancak bu sistemlerin toplam üretimi, ülkenin elektrik arzının yüzde 1’inden azını karşılıyor. Sürdürülebilir Enerji İş Konseyi’nin verileri de son yıllarda 600’den fazla yeni projenin tamamlandığını, yüzlerce projenin ise planlama aşamasında bulunduğunu gösteriyor.
Mikro şebekeler, afetlerin ardından sağlık ve güvenlik hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesine yardımcı oluyor.
Kaliforniya’nın Salinas kentinde altı okul, elektrik maliyetlerini azaltmak ve kesintiler sırasında eğitim alanlarını işler durumda tutmak için mikro şebekelerden yararlanıyor. Orman yangınları ve seller sırasında acil durum barınağı olarak da kullanılan bu okullar için kesintisiz enerji destek hizmetlerinin sürdürülmesi açısından önem taşıyor.
Pensilvanya’nın Erie kentindeki bir itfaiye istasyonu ile New York’un Brooklyn ve Queens bölgelerindeki bazı itfaiye istasyonları da elektrik kesintilerine karşı mikro şebekelere güveniyor. New Orleans’ta ise 2024’te bir sağlık merkezine mikro şebeke kurulmasından yalnızca birkaç saat sonra yaşanan elektrik kesintisi sırasında merkezdeki sağlık hizmetleri devam etti, sıcaklığa duyarlı ilaçlar uygun koşullarda saklanabildi.
New Orleans, 2021’deki Ida Kasırgası’nın ardından kesintisiz enerjiye erişimin hayati önemini acı bir deneyimle gördü. Bu deneyimin ardından yerel ve eyalet yönetimleri, dini kuruluşlar ve Footprint Project gibi sivil toplum kuruluşları, kent genelinde güneş enerjisiyle çalışan mikro şebekeler kurmak için harekete geçti. Community Lighthouse Project kapsamında kiliseler ve diğer topluluk binalarına toplam 85 sistem kurulması hedefleniyor. Bu noktaların elektrik kesintilerinde yiyecek ve sağlık hizmetlerine erişim sağlaması, telefon ve bilgisayarların şarj edilebilmesi için kullanılması planlanıyor.
Mikro şebekelerin sunduğu güvenilir enerjiye erişim tüm topluluklar için aynı ölçüde mümkün değil. Özellikle ABD’deki yerli topluluklar, yüksek kurulum maliyetleri nedeniyle bu sistemleri yaygınlaştırmakta güçlük çekiyor.
Kabilelere finansman ve teknik destek sağlayan Tribal Energy Alternatives’ın eş direktörü Talia Martin, birçok yerli topluluğun eski ekipmanların ve iletim hatlarının bulunduğu uzak bölgelerde yaşadığını belirtiyor. Bu bölgelerde hava koşulları elverişliyken bile elektrik kesintileri yaşanabiliyor ve haneler saatlerce, hatta günlerce elektriksiz kalabiliyor.
Martin’e göre mikro şebekeler bu topluluklar için yalnızca bir teknoloji yatırımı değil, aynı zamanda toplumsal adalet ve enerji bağımsızlığı meselesi.
Mikro şebeke yatırımlarının 2030’a kadar ikiye katlanması bekleniyor
Güneş enerjisi sistemlerinin ucuzlamasıyla mikro şebeke yatırımlarının artması bekleniyor. Grand View Research tahminlerine göre ABD’deki mikro şebeke pazarına yönelik yatırımların 2030’a kadar iki kattan fazla artması öngörülüyor. Güneş panellerinin ürettiği enerjiyi gün batımından sonra kullanılmak üzere depolayan bataryalarla birlikte, bu sistemlerin temel enerji kaynağı olmayı sürdürmesi planlanıyor.
ABD’de önümüzdeki yıllarda elektrik talebinin arzı aşacağı yönündeki öngörüler de yerel enerji üretiminin önemini artırıyor.
Kaynak:
https://www.nationalgeographic.com/environment/article/microgrids-energy-natural-disasters-climate