Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) 2026 Yaşayan Gezegen Raporu, son 52 yılda izlenen yaban hayatı popülasyonlarının ortalama büyüklüğünde yüzde 73’lük ciddi düşüş yaşandığını ortaya koyuyor. Aynı zamanda umut veren gelişmeler de olduğuna dikkat çekiyor.
Doğa üzerindeki baskı artarken bazı türlerin yeniden çoğalması, biyolojik çeşitlilik kaybının önlenebileceğini ortaya koyuyor. Kaplanlardan mavi yüzgeçli orkinoslara, yeşil deniz kaplumbağalarından diğer yaban hayatı türlerine uzanan örnekler, uzun vadeli ve hedefli koruma çalışmalarının sonuç verebildiğini gösteriyor. Ancak bilim insanlarına göre bu kazanımları kalıcı hale getirmek için türleri korumak yeterli değil; doğa kaybına yol açan üretim sistemlerinin de dönüşmesi gerekiyor.
Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) yaklaşık 36 bin hayvan popülasyonunu ve 5 binden fazla türü inceleyen raporu, küresel biyolojik çeşitlilikteki gerilemenin boyutunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, izlenen popülasyonlar 1970’ten bu yana ortalama yüzde 73 küçüldü. Özellikle tropikal bölgelerdeki kayıplar dikkat çekerken, tatlı su ekosistemleri en ağır darbeyi aldı.
Tatlı su canlılarında kayıp yüzde 85’e ulaştı
Ekosistemler arasında en ağır kayıp tatlı sularda yaşandı. Nehirlerde ve göllerde izlenen yaban hayatı popülasyonları ortalama yüzde 85 azalırken kara türlerinde bu oran yüzde 69, deniz türlerinde yüzde 59 oldu.
Rapor, doğa kaybının yalnızca yaban hayatını ilgilendiren bir çevre sorunu olmadığını da ortaya koyuyor. Dünya genelindeki ekonomik üretimin yaklaşık yarısı, 2023 verileriyle 58 trilyon dolarlık bir faaliyet hacmi, doğaya ve ekosistemlerin sunduğu hizmetlere bağlı. Ekosistemlerin bozulması; gıda güvenliğini, su kaynaklarını, ekonomik istikrarı ve toplumların iklim kaynaklı şoklara karşı dayanıklılığını tehdit ediyor.
WWF Birleşik Krallık Üst Yöneticisi Tanya Steele, doğa kaybının gıda güvenliği, su kaynakları, ekonomi ve iklim kaynaklı şoklara karşı dayanıklılık üzerinde giderek büyüyen riskler yarattığını belirtiyor. Steele’e göre dünya, doğa kaybının artan maliyetini ödemeye devam etmekle doğanın iyileşmesine yatırım yapmak arasında bir seçim yapmak zorunda.
Kaplanlardan deniz kaplumbağalarına umut veren örnekler
Küresel ölçekteki gerilemeye rağmen bazı türlerde kaydedilen toparlanma, koruma çalışmalarının etkisini ortaya koyuyor. 2010’da dünya genelinde yaklaşık 3 bin 200 yabani kaplan bulunurken uzun vadeli ve hedefli müdahalelerle bu sayı yaklaşık 5 bin 700’e yükseldi. Böylece kaplan popülasyonu yüzde 70’ten fazla arttı.
Aşırı avlanma nedeniyle ciddi biçimde azalan Atlantik ve Pasifik mavi yüzgeçli orkinos popülasyonları da yeniden toparlanarak artık tehdit altında kabul edilmeyen düzeye ulaştı.
Yeşil deniz kaplumbağaları ise yaklaşık 80 ülkede yarım yüzyıldır sürdürülen koordineli koruma çalışmalarının ardından önemli bir başarıya imza attı. Tür, 2025’te Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Listesi’nde “tehlikede” kategorisinden “asgari endişe” kategorisine alınan ilk deniz kaplumbağası oldu.
WWF Birleşik Krallık’ın baş bilim danışmanı Mike Barrett, bu örneklerin doğanın ağır kayıplara rağmen iyileşebileceğini gösterdiğini belirtiyor. Ancak Barrett’a göre yalnızca koruma programlarına odaklanmak, doğa üzerindeki baskının ölçeği karşısında yeterli değil.
Doğanın geleceği gıda sisteminin dönüşümüne bağlı
Bilim insanlarına göre doğanın iyileşmesi için enerji, gıda ve finans sistemlerinin doğa üzerindeki baskıyı azaltacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Bu alanlarda sürdürülebilir uygulamaların yaygınlaşması, olumlu bir dönüm noktası yaratarak dönüşümün kendi kendini hızlandırmasını sağlayabilir.
Exeter Üniversitesi araştırmacısı ve raporun yazarlarından Steve Smith, doğanın iyileşmesi için en büyük fırsatlardan birinin sürdürülebilir ve sağlıklı bir gıda sistemi kurmak olduğunu belirtiyor. Buna karşın tarım alanlarının genişletilmesi, dünya genelindeki ormansızlaşmanın yaklaşık yüzde 90’ının temelinde yer alıyor.
Tarım, doğal yaşam alanlarının kaybının ve biyolojik çeşitlilikteki gerilemenin başlıca nedenleri arasında yer alırken sera gazı emisyonlarına da katkıda bulunuyor. Bu nedenle gıda üretiminde yapılacak değişiklikler, hem doğanın korunması hem de iklim krizinin etkilerinin sınırlandırılması açısından kritik önem taşıyor.
Rapor, doğadaki kayıpların tersine çevrilebileceğine ilişkin somut örnekler sunuyor. Ancak, bilim insanlarına göre asıl belirleyici adım, doğayı koruma çabalarını sürdürürken doğa kaybını besleyen ekonomik ve üretim sistemlerini de değiştirmek olacak.
Kaynak: