Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
Uydu kirliliği atmosferi tehdit ediyor

İnternet bağlantısından navigasyona, hava tahminlerinden küresel iletişime kadar birçok hizmeti mümkün kılan uyduların sayısı hızla artarken, bilim insanları bu büyümenin göz ardı edilen çevresel sonuçlarına dikkat çekiyor. 

Yeni bir araştırmaya göre, uzay faaliyetlerinden kaynaklanan kirlilik önümüzdeki yıllarda iklim üzerinde kayda değer etkiler yaratabilir ve kontrolsüz bir jeomühendislik müdahalesine dönüşebilir.

Bilim insanları, “mega takımyıldızlar” olarak adlandırılan dev uydu ağlarının neden olduğu kirliliğin, on yılın sonuna kadar uzay endüstrisinin neden olduğu toplam iklim etkisinin yarısını oluşturabileceğini ortaya koyuyor.

Sorun yalnızca roket fırlatmalarıyla sınırlı değil. Görev ömrünü tamamlayan uydular ve roket kalıntıları da atmosfere yeniden girerken yanıyor ve çeşitli kirleticileri üst atmosfer katmanlarına bırakıyor.

University College London araştırmacıları, 2020-2022 yılları arasında gerçekleşen roket fırlatmalarını ve uydu yerleştirmelerini inceleyerek geleceğe yönelik projeksiyonlar hazırladı. Elde edilen sonuçlar, Dünya’nın üst atmosferindeki değişimin sanılandan çok daha hızlı gerçekleştiğini gösteriyor.

Üst atmosferdeki is

Karayolu ulaşımı, sanayi tesisleri veya orman yangınlarından kaynaklanan kirleticiler çoğunlukla alt atmosferde birikiyor ve zaman içinde yağışlar ile hava olayları sayesinde temizlenebiliyor.

Roketlerin oluşturduğu kirlilik ise farklı bir özellik taşıyor. Fırlatmalar sırasında ortaya çıkan siyah karbon parçacıkları üst atmosfer katmanlarına kadar ulaşıyor ve burada hava dolaşımının zayıf olması nedeniyle yıllarca varlığını sürdürebiliyor.

Araştırma, mega takımyıldızların 2020’de uzay sektörünün toplam iklim etkisinin yaklaşık yüzde 35’ine katkıda bulunduğunu ortaya koydu. Bu oranın 2029’da yüzde 42’ye çıkması bekleniyor.

Araştırmacılar, roketlerden kaynaklanan siyah karbonun iklim üzerindeki etkisinin, yüzeye yakın bölgelerde salınan benzer kirleticilere kıyasla yaklaşık 540 kat daha güçlü olduğunu belirtiyor.

Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde uzay endüstrisinin 2029 yılına kadar atmosfere yılda yaklaşık 870 ton is bırakabileceği tahmin ediliyor. Bu miktar, İngiltere’deki tüm binek araçların yıllık emisyonlarına yakın bir seviyeye karşılık geliyor.

Binlerce yeni uydu yolda

Son yıllarda uzay faaliyetlerindeki büyüme dikkat çekici boyutlara ulaştı. Alçak Dünya yörüngesinde faaliyet gösteren mega takımyıldızlar, yüzlerce hatta binlerce uydudan oluşan ağlar şeklinde çalışıyor.

Bu sistemlerin en büyük örneği, yaklaşık 12 bin uyduyla hizmet veren SpaceX’in Starlink ağı. Amazon ve Çin tarafından geliştirilen benzer projeler de hızla genişliyor.

Uydu sayısındaki artış, roket fırlatmalarını da rekor seviyelere taşıdı. Yıllık fırlatma sayısı 2020’de 114 iken, 2025’te 329’a yükseldi.

Kirlilik beklenmedik şekilde soğutma yaratabilir

Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de uzay kaynaklı kirliliğin bazı bölgelerde geçici bir soğutma etkisi oluşturabilmesi.

Atmosferde biriken parçacıklar, Dünya yüzeyine ulaşan güneş ışığının bir bölümünü engelliyor. Bu durum, teorik olarak gezegeni serinletmeyi amaçlayan bazı jeomühendislik yöntemlerine benzer bir etki yaratabiliyor.

Araştırmacılar, 2029 yılına gelindiğinde bu etkinin belirli jeomühendislik senaryolarıyla karşılaştırılabilecek düzeye ulaşabileceğini söylüyor.

Uzun yıllar boyunca roket fırlatmaları seyrek gerçekleştiği için çevresel etkileri büyük ölçüde göz ardı edildi. Ancak özel uzay şirketlerinin haftalık hatta birkaç gün arayla fırlatma yapabildiği günümüzde tablo değişiyor.

Daha ucuz ve kısa ömürlü hale gelen uydular, birkaç yıl hizmet verdikten sonra atmosferde yanarak yerlerini yeni modellere bırakıyor. Bu döngü, uzay kaynaklı kirliliğin giderek büyümesine neden oluyor.

Araştırma, uzay kirliliğinin artık yalnızca bilim insanlarının tartıştığı teknik bir konu olmaktan çıktığını ve iklim politikalarının gündemine girmesi gereken yeni bir çevre sorunu haline geldiğini ortaya koyuyor.