Biyolojik çeşitlilik krizinden iklim değişikliğine kadar bugün karşı karşıya olduğumuz pek çok küresel sorunun temelinde, doğayı ekonominin dışında gören geleneksel anlayış yatıyor.
Bilim insanları ve politika yapıcılar arasında büyüyen görüş birliği, gezegenin sınırlarına tehlikeli biçimde yaklaştığımızı, hatta bazı alanlarda bu sınırları çoktan aştığımızı açıkça ortaya koyuyor.
Dünya, eşi benzeri görülmemiş bir çevresel dönüşüm ve yıkım döneminden geçiyor: Ormanlar küçülüyor, türler yok oluyor, iklim sistemi alarm veriyor. Bu acı tabloya karşın küresel ekonomi; hâlâ sürdürülebilir olmayan bir büyüme, üretim ve tüketim ekseninde dönmeye devam ediyor. Doğal varlıklar tüm ekonomik faaliyetlerin temelini oluşturmasına rağmen, doğa mevcut ekonomik modellerde ne yazık ki ‘’görünmez’’ bir unsur olarak kalıyor. Bilim insanlarına göre, geleceğimizin önündeki en büyük çelişki tam da burada yatıyor.
Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu’nun (IPBES) Başkanı David Obura, insanlığın karşı karşıya olduğu çevresel krizlerin yalnızca teknik ya da finansal sorunlar olmadığını, doğrudan ekonomik sistemin temel varsayımlarından kaynaklandığını söylüyor.
Bugün ekonomi denildiğinde akla genellikle üretim, ticaret, borsa ve finansal piyasalar geliyor. Ancak kelimenin kökeni çok daha derin ve farklı bir anlam taşıyor.
Antik Yunanca’daki ‘’oikonomia’’ kavramı, “ev yönetimi” anlamına geliyor. David Obura da bu kavramı yeniden yorumlayarak “oeconomy” adını verdiği yeni bir bakış açısı öneriyor. Bu yaklaşım; ekonomiyi finansal bir araç olmanın ötesine taşıyarak, insanlığın ortak evini, yani dünyayı doğayla uyum içinde yönetme biçimi olarak yeniden tanımlıyor.
Çünkü insanlar, diğer tüm canlılar gibi yaşamlarını sürdürebilmek için doğrudan doğaya bağımlı. Temiz hava, su, gıda, enerji ve hammaddeler piyasalardan değil, ekosistemin kendisinden sağlanıyor. Dolayısıyla ekonomiyi doğadan bağımsız bir yapı olarak değil; doğanın sınırları içinde var olan bir sistem olarak yeniden tasarlamak, artık bir tercih değil zorunluluk.
Obura’ya göre asıl sorun, piyasaların dayandığı değer sisteminde.
Bugünkü ekonomik düzen büyük ölçüde üç öncelik üzerine kurulmuş durumda:
- Doğa ve insanlar üzerinde kontrol kurmak,
- Servet ve gücü belirli kesimlerde yoğunlaştırmak,
- Kısa vadeli finansal kazançları uzun vadeli toplumsal faydanın önüne koymak.
Mevcut finans sistemi, doğaya zarar veren faaliyetleri çoğu zaman ödüllendirmeye devam ediyor.
Küresel ölçekte doğaya olumlu katkı sağlayan yatırımların miktarı, doğaya zarar veren yatırımların oldukça gerisinde kalıyor. Bugün birçok değerlendirmeye göre bu oran yaklaşık 1’e 30 düzeyinde.
Yani doğayı korumaya yönelik her bir yatırım karşılığında, doğaya zarar veren onlarca yatırım yapılıyor.
Bu durum yalnızca ekonomik eşitsizlikleri artırmakla kalmıyor; aynı zamanda doğanın ve toplumun kendini yenileme kapasitesini de zayıflatıyor.
Bu nedenle finansın temel görevi, serveti dar alanlarda toplamak değil; değerin doğa, ekonomi ve toplum arasında sağlıklı biçimde dolaşmasını sağlamak olmalı. Çünkü insanlığın gerçek evi yalnızca ekonominin içinde yaşadığı dünya değil; ekonominin de parçası olduğu doğanın kendisi.
Kaynak: