Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
“Baukultur” yaklaşımıyla insanı merkeze alan kentler tasarlamak mümkün mü?

Kentlerin hızla büyüdüğü günümüzde, mimarlık ve şehir planlamasında insan merkezli tasarım anlayışını güçlendirmeyi amaçlayan “Baukultur” yaklaşımı yeniden gündemde. 

Uzmanlara göre, yalnızca işlevsellik ve ekonomik kazanç odaklı yapılaşma yerine; kültür, estetik, toplumsal aidiyet ve yaşam kalitesini merkeze alan bütüncül şehircilik anlayışı geleceğin kentlerini şekillendirebilir.

Dünya Ekonomik Forumu bünyesinde faaliyet gösteren Davos Baukultur Alliance tarafından yayımlanan makalede, insanlık tarihinin büyük bölümünde yaşam alanlarının yerel iklim, doğal malzeme ve kültürel özelliklere göre şekillendiği, ancak Sanayi Devrimi ile birlikte şehirleşmenin hızlandığı ve yapıların giderek tek tipleştiği değerlendirmesi yapılıyor.

Uzmanlara göre bugün dünyanın karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri, şehirlerin insan psikolojisi ve toplumsal yaşam üzerindeki etkisinin yeterince dikkate alınmaması.

Harvard Tasarım Enstitüsü’nde ders veren eski öğretim görevlisi ve mimarlık eleştirmeni Sarah Williams Goldhagen, mimarlıkta insan algısı ve bilincinin yeterince dikkate alınmadığını belirterek, kentlerin insanların ruh hali, davranışları ve toplumsal ilişkileri üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade ediyor.

“Yapı kültürü” yaklaşımı

İsviçre hükümetiyle iş birliği içinde geliştirilen Baukultur yaklaşımı, yapıların ve kamusal alanların yalnızca işlevsel değil, insanların yaşam kalitesine katkı sunan, aidiyet hissi oluşturan ve zaman içinde değer üreten alanlar olması gerektiğini savunuyor ve bu anlayışı küresel ölçekte yaygınlaştırmayı hedefliyor.

Almanca “yapı kültürü” anlamına gelen “Baukultur”, şehirlerin yalnızca ekonomik veya teknik ihtiyaçlara göre değil; insanların aidiyet hissi, kültürel kimliği ve estetik beklentileri doğrultusunda tasarlanmasını savunuyor.

Kent kuramcısı Lewis Mumford, geçen yüzyılın başlarında teknolojik ilerlemenin “insani yaşamı zedelemeden” sürdürülmesi gerektiği uyarısında bulunmuş, daha sonra Jane Jacobsgibi isimler de sokak yaşamının, mahalle kültürünün ve kamusal alanların önemine dikkat çekmişti.

Endonezya’daki gençlerden örnek dönüşüm

İnsan odaklı şehircilik yaklaşımının uygulandığı örneklerden biri Bandung kentinde hayata geçirildi.

Gençlerin öncülüğünde yürütülen bir projede, Pasopati Viyadüğü’nün altındaki kullanılmayan alan; sinema parkına, futbol sahasına ve etkinlik merkezine dönüştürüldü. Proje, mahalle sakinlerinin kamusal alanlarla yeniden bağ kurmasını sağladı ve gençlerin kent yaşamına katılımını artırdı.

Mimarlık ve matematik alanındaki çalışmalarıyla bilinen Christopher Alexander ile mimar ve akademisyen Nikos Salingaros da şehirlerin doğal formlar ve insan psikolojisine uygun biçimde tasarlanması gerektiğini ve insanların bu şekilde kendilerini daha huzurlu hissettiklerini savunuyor.

Alois Zwinggi ise yaşanabilir şehirlerin artık yalnızca sosyal bir hedef değil, uzun vadeli ekonomik istikrar ve refahın temel unsurlarından biri olduğunu belirtiyor.

Baukultur yaklaşımı, insanların bilinçaltında önem verdiği “aidiyet”, “güzellik” ve “yaşanabilirlik” gibi değerleri şehir planlamasının merkezine taşıyarak daha sürdürülebilir ve insan odaklı yaşam alanları oluşturmayı hedefliyor.

Kaynak:

http://click.e.weforum.org