İklim Kanunu, iklim değişikliği ile mücadele etmek ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek amacıyla kapsamlı önlemler içeren bir çerçeve olarak tanımlanabilir. Bu kanun, sera gazı emisyonlarını azaltma hedeflerini belirler, yenilenebilir enerji kullanımını teşvik eder ve enerji verimliliğini artırmaya yönelik politikalar oluşturur. Ayrıca, iklim değişikliğine uyum sağlama stratejileri geliştirir, karbon piyasalarını düzenler ve çevresel sürdürülebilirliği destekleyen
İklim Kanunu, iklim değişikliği ile mücadele etmek ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek amacıyla kapsamlı önlemler içeren bir çerçeve olarak tanımlanabilir. Bu kanun, sera gazı emisyonlarını azaltma hedeflerini belirler, yenilenebilir enerji kullanımını teşvik eder ve enerji verimliliğini artırmaya yönelik politikalar oluşturur.
Ayrıca, iklim değişikliğine uyum sağlama stratejileri geliştirir, karbon piyasalarını düzenler ve çevresel sürdürülebilirliği destekleyen ekonomik teşvikler sunar.
İklim Haber ve KONDA Araştırma, Türkiye kamuoyunun iklim değişikliği algısını ölçmek ve giderek şiddetini daha da artıran iklim krizi hakkındaki görüşlerini öğrenmek için 2018’den bu yana tekrarladığı anketi bu yıl da gerçekleştirdi.
Türkiye genelinde 2.909 katılımcıyla ev görüşmeleri yapılarak gerçekleştirilen anket giderek derinleşen iklim krizinin Türkiye’deki etkilerine, 2025’te Meclis’e sunulması beklenen İklim Kanunu’na ve bahsi geçen kanunda hangi önlemlerin yer alması gerektiğine odaklandı.
Katılımcıları %70’i, bu yıl Meclis’e sunulması beklenen İklim Kanunu’ndan haber olmadığını ifade ederken, yalnızca %12’lik bir kesim kanunu duyduğunu ve içeriği hakkında bilgisi olduğunu aktardı. İklim değişikliğine duyulan endişenin artmasına paralel olarak yasadan haberdar olma durumunun da arttığı belirtiliyor.
İklim değişikliği konusundaki endişenin yıllar içindeki değişimi incelendiğinde 2018’den bu yana dalgalı bir trend görülüyor. 2018 sonrasında genel olarak düşüş gösteren endişe oranları 2022 yılında en yüksek seviyesine ulaşıyor. Aynı zamanda, araştırmaya katılanların %71’i iklim değişikliğinin insan faaliyetlerinin bir sonucu olduğunu düşünürken %26’sı doğal süreç olduğunu düşünüyor. Yalnızca %3’lük bir kesim ‘’İklim değişikliği diye bir şey yoktur’’ cevabını veriyor.
Çevreye daha duyarlı temiz enerji kaynakları ise %65’lik oranla İklim Kanunu’nun odağında olması gereken başlıca seçenek olarak öne çıkıyor. Bunu, %51 oranıyla iklim değişikliğiyle mücadelede bilimsel yöntemlerin benümsenmesi ve %50 oranıyla iklim değişikliğine uyum sağlamak için politikalar üretilmesi seçenekleri takip ediyor.
Emisyonların yeterli hızda azaltılmaması ve fosil yakıtlara yapılan yatırımların devam etmesi ile iklim krizinin görünen yüzü olan aşırı hava olayları da her geçen yıl şiddetleniyor ve sayısı artıyor. Bu durum da, toplumun algısındaki yerini koruyor.
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, araştırmanın sonuçlarını hükümetin büyük bir uyarı olarak alması gerektiğini söylerken şöyle devam etti: “Hükümetin gerçekçi ve işe yarar iklim politikaları uygulaması son yıllarda nükleerciler ve kömürcüler tarafından önleniyor. Ama seçmen aynı fikirde değil. Hükümet, bir avuç çıkar çevresinin, lobicinin ve enerji dönüşümünü anlamayan, inanmayan eski moda enerji çevrelerinin etkisinden çıkmalı.”
WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) İklim ve Enerji Programı Kıdemli Uzmanı Ceren Pınar Gayretli ise “İklim değişikliğinin etkilerini her gün seller, kuraklık ve yangınlarla deneyimlediğimiz ülkemizde, hepimiz için iklim krizine karşı uzun yıllar en önemli hukuki güvence olacak İklim Kanunu hazırlanıyor ve araştırma sonuçları üzerinde yaşadıkları dünya, ülke ve kendi yaşamları için endişe duyan insanların dahi buna dair bilgisi olmadığını gösteriyor. Bunun nedeni açık bir şekilde, Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadele ve uyumu önceliklendirmeyen iklim politikalarıdır” diye konuştu.
















