Konya Kapalı Havzası’nda son 20 yılda üreyen su kuşu türlerinin beşte biri yok oldu. Araştırmalar, sulak alanlardaki ekolojik çöküşün derinleştiğini ortaya koyuyor.
Nebraska Üniversitesi, Lincoln, Doğal Kaynaklar Okulu’nda araştırmacı olarak çalışan Dr. Gültekin Yılmaz tarafından yürütülen yeni bir akademik çalışma, bölgedeki ekolojik çöküşün ve su kuşları popülasyonundaki dramatik kaybın boyutlarını gözler önüne serdi.
Konya Kapalı Havzası’nda 1998-2018 arasında üreyen su kuşu türleri 120’den 97’ye düştü.
Araştırmanın en sarsıcı bulgusu, ekosistemde, zararlılarla mücadele, tohum taşıma, besin döngüsü gibi kritik görevler üstlenen özgün türlerin kaybını gösteren işlevsel çeşitlilikteki yüzde 66’lık azalma oldu. Bu durum, sulak alanlardaki kuş topluluklarının hızla tektipleştiğini ve ekolojik dengenin çöktüğünü gösteriyor.
Araştırma, tür kayıplarının temel nedenlerinden biri olarak havzadaki su kıtlığına ve göllerin mevsimsel çekilme hızındaki ürkütücü artışa işaret ediyor. İklim değişikliğinin tetiklediği artan buharlaşma, aşırı yeraltı suyu kullanımı, barajlar ve yanlış sulama uygulamaları nedeniyle havzanın suları tükeniyor. Bu olumsuz gidişat yüzünden göller artık üreme sezonu tamamlanmadan kuruyor; yavrular uçup kendi başlarına beslenebilecek erginliğe erişemeden yaşam alanlarını kaybederek can veriyor.
Suların erken çekilmesi ve sığlaşma, özellikle beslenmek için derin sulara ihtiyaç duyan Elmabaş Patka ve nesli küresel ölçekte tehlike altındaki Dikkuyruk gibi dalıcı ördekler için büyük bir yok olma tehdidi oluşturuyor.
Bu türler, beslenmek için derin su bölgelerine ihtiyaç duyuyor ve doğaları gereği sığ su kuşlarıyla ve yüzeyden beslenen ördeklerle rekabetten kaçınıyorlar. Fakat göller vaktinden önce sığlaştıkça, derin su alanları da yok oluyor. Dalıcı ördekler, kalabalık sığlıklara sıkışmak zorunda kalıyor. Bu da tam üreme ve yavru büyütme döneminde yiyecek ve alan için sert bir rekabeti tetikliyor. Eğer sulak alan, yavrular erginleşmeden tamamen kurursa, durum üreme felaketiyle sonuçlanıyor.
Araştırma, havzanın farklı bölgelerindeki kuş topluluklarının zaman içinde birbirinden farklılaştığını ortaya koyuyor. Ancak ilk bakışta tür çeşitliliğinin artması olarak yorumlanabilecek bu farklılaşma, aslında ‘‘eksilmeli değişim’’ adı verilen bir olguya işaret ediyor: Yani bu farklılaşma, yeni tür topluluklarının gelmesinden değil, her bir sulak alanın kendi benzersiz kuş kombinasyonlarını kaybetmesinden kaynaklanıyor.
Bu durum; koruma, rehabilitasyon ve restorasyon çalışmalarını daha da zorlaştırıyor. Geçmişte, türce en zengin birkaç sulak alan etrafında koruma alanları ilan etmek, havzanın biyoçeşitliliğinin büyük kısmını kurtarmaya yetebilirdi. Oysa şimdi, hayatta kalabilen ekolojik roller sulak alanlar arasında o kadar düzensiz dağılmış durumda ki, göl ölçeğindeki koruma tedbirleri yetersiz kalıyor.
Bu durum, suyun ekosistemin en çok ihtiyaç duyduğu doğru zamanlarda havzada kalmasını sağlayacak sistematik ve havza ölçekli bir su yönetimini zorunlu kılıyor.