Karbon kirliliği insanların sağlıklı yaşam yıllarını çalıyor

Karbon kirliliği insanların sağlıklı yaşam yıllarını çalıyor

Bugün atmosfere salınan karbon, yalnızca geleceğin iklimini değil, insanların yaşayabileceği ‘’iyi’’ hayat yıllarını da azaltıyor. Bu nedenle iklim politikaları, teknik bir çevre meselesi olmanın çok ötesine geçmiş durumda. 

Uzun yıllardır iklim krizinin maliyeti, parayla ölçülmeye çalışıldı. Karbonun toplumsal maliyeti hesaplandı, zararlar dolar cinsinden ifade edildi. Oysa hayat bilanço tablolarından ibaret değil. Yaşamın değeri, ne kadar ürettiğimizle değil, o yaşamın ne kadar sağlıklı, güvende ve anlamlı geçtiğiyle ilgili.

Uluslararası Uygulamalı Sistemler Analizi Enstitüsü’nde (IIASA) çalışan Dr. Sibel Eker’in öncülük ettiği araştırmalar, iklim tartışmasına yeni bir çerçeve kazandırıyor. Eker ve ekibi, iklim krizini “kaç para kaybettik?” sorusuyla değil, “kaç iyi yaşam yılını kaybettik?” sorusuyla ele alıyor. Kullandıkları “İyi Yaşam Yılları” (Years of Good Life – YoGL) yaklaşımı, iklim değişikliğini soyut bir çevre meselesi olmaktan çıkarıp, doğrudan insan hayatının merkezine yerleştiriyor.

“İyi Yaşam Yılları” kavramı, iklim tartışmalarına yeni bir pencere açıyor. YoGL, yalnızca kaç yıl yaşadığımızı değil, bu yılların ne kadarının yoksulluktan, hastalıktan ve yaşam memnuniyetini aşındıran sınırlardan uzak geçtiğini sorguluyor. Başka bir deyişle, yaşam süresini değil, yaşamın niteliğini merkeze alıyor.

Araştırmalar gösteriyor ki karbon kirliliği arttıkça, bu “iyi” yıllar hızla azalıyor. 

Yüksek emisyonlu senaryolarda insanlar daha sıcak bir dünyada yaşamakla kalmıyor; aynı zamanda daha fazla hastalık, daha kırılgan geçim koşulları ve artan eşitsizliklerle karşı karşıya kalıyor. 

Çalışmalar iklim krizinin etkilerinin toplum içinde eşit dağılmadığını da ortaya koyuyor. Cinsiyetler, gelir grupları ve coğrafyalar arasında farklılaşan bu etkiler, tek bir “ulusal ortalama”nın ardında gizleniyor. Oysa refah kaybı, herkes için aynı biçimde yaşanmıyor; bazıları için çok daha erken ve çok daha derin hissediliyor.

En ağır bedeli genç kuşaklar ödüyor. Çünkü onlar, iklim krizinin etkilerini yalnızca bir dönem değil, bütün bir ömür boyunca taşıyacak. Daha sıcak bir dünyada büyüyecekler, çalışacaklar, yaşlanacaklar. Bugün alınan kararlar, gençlerin kaç yılını sağlıklı, güvende ve umutla yaşayabileceğini şimdiden belirliyor. Ne ironiktir ki, bu kararların alındığı masalarda gençler çoğu zaman hiç söz sahibi değil. 

Kadınlar açısından tablo daha karmaşık. Sağlık ve eğitimdeki küçük kayıplar bile, kadınların “iyi yaşam” yıllarını orantısız biçimde azaltabiliyor. Bu durum hayatta kalma oranları yüksek olsa bile YoGL’yi düşürüyor.

Erkekler ise başka bir açıdan daha sert etkileniyor. Araştırmalar, karbon salımı arttıkça erkeklerin yoksulluk sınırının altına düşme riskinin daha hızlı yükseldiğini gösteriyor. Yani iklim krizi, “erkekler daha az etkilenir” klişesini de boşa çıkarıyor.

Global Sustainability dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, iklim poltikalarını yalnızca çevre ya da ekonomi başlığı altında tartışmak büyük bir eksiklik. Bu, aynı zamanda bir adalet, kuşaklar arası sorumluluk ve yaşam kalitesi meselesi.

Kaybedilen şey yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanacak bir durum değil; yaşanmaya değer yıllar. 

Kaynak:

https://www.earth.com/news/losing-years-of-good-life-is-the-biggest-cost-of-carbon-pollution-for-humans/

Posts Carousel

En Son Makaleler

Videolar