Yağmurda, suda, sofrada: ‘‘Sonsuz Kimyasallar’’ dünyayı sarıyor

Yağmurda, suda, sofrada: ‘‘Sonsuz Kimyasallar’’ dünyayı sarıyor

‘‘Sonsuz kimyasallar’’ olarak bilinen PFAS, günlük hayatta farkedilmeden kullanılan binlerce ürün aracılığıyla çevreye yayılıyor. Bilim insanları, bu maddelerin insan vücudunda birikerek ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı konusunda uyarırken, dünya genelinde daha sıkı düzenlemeler ve etkili arıtma çözümleri gündeme geliyor.

1950’lerden bu yana endüstride yaygın biçimde kullanılan per- ve polifloroalkil maddeler (PFAS), bugün küresel ölçekte en büyük çevre ve halk sağlığı sorunlarından biri olarak görülüyor. ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) verilerine göre, kimyasal yapısı bilinen ya da henüz tam olarak tanımlanmamış 15 binden fazla PFAS türü bulunuyor.

Bu maddeler, karbon zincirlerine bağlı flor atomları sayesinde aşırı derecede dayanıklı bir yapıya sahip. Isıya, kimyasal bozulmaya ve çevresel etkilere karşı dirençli olmaları, PFAS’ı yapışmaz tavalardan gıda ambalajlarına, kozmetikten yangın söndürme köpüklerine kadar sayısız üründe vazgeçilmez kılıyor. Ancak aynı özellikler, doğada parçalanmalarını neredeyse imkânsız hâle getiriyor. Bu nedenle PFAS’lar “sonsuz kimyasallar” olarak anılıyor.

Vücutta birikiyor ve risk büyüyor

PFAS’ların çevrede kalıcı olması, zamanla insan vücudunda da birikmelerine yol açıyor. 

Kaliforniya Üniversitesi San Francisco kampüsünde yapılan ve 2023’te yayımlanan bir araştırmaya göre, bazı PFAS türlerinin sağlık üzerindeki olumsuz etkileri üretici firmalar tarafından 1970’lerden bu yana biliniyordu.

Güncel bilimsel bulgular, bu maddelere maruz kalmanın doğurganlığın azalması, çocuklarda gelişim bozuklukları, kanser riskinin artması, bağışıklık sisteminin zayıflaması, hormonal dengenin bozulması, obezite ve bazı kanser türleriyle bağlantılı olabileceğiniortaya koyuyor.

Daha da çarpıcı olan, bu risklerin bazı üretici firmalar tarafından onlarca yıl öncesinden bilinmesine rağmen kamuoyundan gizlenmiş olması. 2023 yılında yayımlanan bir akademik çalışma, özellikle 3M ve DuPont gibi büyük üreticilerin PFAS’ın zararlarına ilişkin bulguları uzun süre sakladığını gözler önüne serdi. Bu durum, şirketlere karşı açılan davaların ve milyarlarca dolarlık tazminat anlaşmalarının da önünü açtı.

Araştırmalar, ABD’den Avrupa’ya kadar pek çok ülkede neredeyse herkesin kanında belirli düzeylerde PFAS bulunduğunu gösteriyor. Bu maddeler anne sütünde dahi tespit edilirken, plasenta yoluyla anne karnındaki bebeğe geçebiliyor. En yaygın maruziyet yolları arasında içme suyu, gıdalar ve solunum yer alıyor. Özellikle balık ve deniz ürünleri, PFAS birikimi açısından öne çıkıyor.

Uzmanlara göre, PFAS maruziyetinin en kritik kaynağı içme suyu. Dünya genelinde pek çok temiz su kaynağı, bu kimyasallarla kirlenmiş durumda. Hatta yapılan çalışmalar, yağmur sularında bile PFAS izlerine rastlandığını ortaya koyuyor.

Bu tablo, sorunun sadece çevresel değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesi olduğuna işaret ediyor.

Dünyada artan yasaklar ve sınırlar

PFAS’a yönelik küresel düzenlemeler, ağırlıklı olarak Stockholm Sözleşmesi çerçevesinde şekilleniyor. Avrupa Birliği, bu alanda en sert adımları atan bölgelerden biri. PFOA ve PFOS gibi bazı PFAS türleri Avrupa’da yıllar önce yasaklanırken, 2026’dan itibaren gıda ambalajlarında PFAS içeriğine sıkı sınırlar getiriliyor.

ABD’de ise Çevre Koruma Ajansı (EPA), PFOA ve PFOS’u tehlikeli maddeler olarak sınıflandırdı ve içme suyunda yasal üst sınırlar belirledi. Avustralya ve Yeni Zelanda da benzer yasaklarla PFAS kullanımını ciddi biçimde kısıtlamış durumda.

Uzmanlara göre, “sonsuz kimyasallar” tehdidi ancak bilimsel veriye dayalı düzenlemeler, güçlü denetim mekanizmaları ve erişilebilir arıtma teknolojilerinin bir araya gelmesiyle kontrol altına alınabilir. Aksi hâlde PFAS, çevre ve insan sağlığı üzerindeki görünmez yükünü artırmaya devam edecek.

Kaynak:

https://earth.us3.list-manage.com/track/click?u=01326b3db2cbfb01105b88a5d&id=e812cf4e82&e=7fe4053e85

Posts Carousel

En Son Makaleler

Videolar