2015 yılında dünya liderleri, Paris İklim Anlaşması etrafında birleşerek küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5°C ile sınırlandırma hedefini benimsedi. O tarihten bu yana “1,5°C hedefi”, iklim politikalarının temel referansı haline geldi. Ancak son veriler, bu kritik eşiği aşmaya her zamankinden daha yakın olduğumuzu gösteriyor.
Geçtiğimiz yıl atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu son 2 milyon yılın en yüksek seviyesine ulaştı. 2024 ise küresel ortalama yüzey sıcaklığının sanayi öncesi döneme göre 1,5 derecenin üzerine çıktığı ilk yıl olarak kayda geçti. Paris Anlaşması uzun dönemli ortalamayı esas alsa da bilim insanları, kalıcı bir aşımın başlangıcında olabileceğimiz konusunda uyarıyor.
1,5°C hedefi nereden geldi?
1992’de kabul edilen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi başlangıçta küresel bir sıcaklık sınırı belirlememişti. Ancak ilerleyen yıllarda yapılan bilimsel değerlendirmeler sonucunda önce 2 derece hedefi gündeme geldi.
2015’teki Paris Anlaşması öncesinde yapılan değerlendirmeler, 2 derecelik ısınmanın bile ciddi riskler taşıdığını ortaya koydu. Sonuçta ülkeler, küresel ısınmayı “2 derecenin oldukça altında” tutma ve “1,5 dereceyle sınırlandırmak için çaba gösterme” konusunda uzlaştı.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) de 1,5 derece hedefi üzerine özel bir rapor hazırladı. Raporda, 1,5 derece ile 2 derece arasındaki farkın etkiler açısından dramatik olduğunu ortaya koydu.
Paris Anlaşması’ndan bu yana 1,5 derece hedefi hem güçlü bir siyasi sembol hem de teknik bir referans noktası haline geldi.
Teknik açıdan bakıldığında ise 1,5 derece hedefi;
- Ülkelerin ulusal iklim taahhütlerinin (NDC) yeterliliğini değerlendirmede,
- Şirketlerin emisyon azaltım hedeflerini belirlemede,
- Dünyanın kalan “karbon bütçesini” hesaplamada temel alınıyor.
- Kömürden çıkış, elektrikli araçlara geçiş gibi sektörel hedefleri şekillendiriyor.
1,5 dereceyi aştığımızı nasıl anlıyoruz?
“Küresel ortalama sıcaklık”, kara ve deniz yüzeyindeki ölçümlerin ortalaması alınarak hesaplanıyor. Referans dönem olarak genellikle 1850-1900 yılları kabul ediliyor. Bu dönem, güvenilir sıcaklık kayıtlarının başladığı zaman dilimi olarak görülüyor.
Paris hedefi, tek bir yılın değil, en az 20 yıllık ortalamanın 1,5 dereceyi aşmasını esas alıyor. Böylece El Niño gibi doğal dalgalanmaların etkisi azaltılıyor. Eğer sıcaklık geçici olarak 1,5 dereceyi aşıp yüzyıl sonunda tekrar altına düşerse, buna “aşım” (overshoot) deniyor.
Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre, 1,5 derecelik kalıcı bir aşım ancak 20 yıllık bir dönemin ortalamasıyla kesinleşebiliyor. Bu da aşımın resmen tespit edilmesinde yaklaşık 10 yıllık bir gecikme anlamına geliyor.
1,5°C aşılırsa ne olur?
Bilim insanlarına göre 1,5 derece ile 2 derece arasındaki fark küçük görünse de etkileri açısından son derece büyük.
IPCC’nin bulgularına göre 1,5 derecelik ısınmada bile:
- Aşırı sıcak hava dalgaları daha sık ve daha şiddetli yaşanıyor.
- Kuraklık ve su kıtlığı artıyor.
- Gıda ve su güvensizliği artıyor.
- Orman yangınları yaygınlaşıyor.
- Mercan resiflerinin yüzde 70 ila 90’ı yok oluyor.
- Deniz seviyesi yükselmeye devam ediyor.
Isınmanın 2 dereceye çıkması halinde ise:
- Aşırı sıcaklar çok daha yaygın hale geliyor.
- Tarımsal verim kayıpları büyüyor.
- Ekosistemlerin kaybı hızlanıyor.
- Mercan resiflerinin neredeyse tamamı yok oluyor.
- Deniz seviyesi yükselmesi daha fazla kıyı yerleşimini tehdit ediyor.
Isınmayı 1,5 derecede tutmak mümkün mü?
Teknik olarak hâlâ mümkün, ancak zaman hızla daralıyor.
IPCC’ye göre 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir yol izlemek için küresel sera gazı emisyonlarının bu on yıl içinde keskin biçimde düşmesi gerekiyor. Küresel emisyonların 2030’a kadar 2019 seviyesine kıyasla yaklaşık yüzde 43 azaltılması ve yüzyıl ortasına doğru net sıfıra ulaşılması gerekiyor.
Ancak mevcut politikalar dünyayı yaklaşık 2,5–3 derece arasında bir ısınma patikasına sürüklüyor. Ülkelerin mevcut taahhütleri bile tam olarak uygulanırsa, 1,5 derece hedefinin tutturulması son derece zor görünüyor.
Hedef zorlaşsa bile vazgeçilmemesi gerektiğini savunan uzmanlar, emisyonlardaki her azaltımın, aşırı iklim etkilerinin şiddetini sınırladığını vurguluyor.
Dolayısıyla hedefin aşılması mücadeleyi anlamsız kılmıyor. Çünkü ısınma, net sıfır emisyona ulaşılana kadar devam ediyor. Bu nedenle:
- Emisyonların hızla azaltılması,
- Fosil yakıtlardan çıkışın hızlandırılması,
- Karbon yutaklarının güçlendirilmesi,
- Enerji verimliliğinin güçlendirilmesi,
- İklim değişikliğine uyum çalışmalarının yaygınlaştırılması
hayati önem taşıyor.
Ayrıca sel, kuraklık ve aşırı sıcaklara karşı daha dayanıklı altyapı kurulması, tarım sistemlerinin güçlendirilmesi ve kırılgan topluluklara finansman sağlanması gerekiyor.
Bilim insanlarının ortak mesajı net: 1,5 derece sınırı aşılmış olsa bile her ek ısınma artışı daha büyük risk anlamına geliyor. Atılacak adımlar yalnızca bu on yılı değil, gelecek kuşakların yaşam koşullarını da belirleyecek.
Kaynak: