Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
COP31 Türkiye’nin yeşil dönüşümünde uygulama ve yatırım sürecini hızlandırabilir

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın (TSKB) hazırladığı “COP31’e Doğru: Öncelikli Gündem Konuları ve Türkiye İçin Dönüşüm Fırsatı” raporu, küresel iklim gündeminde yeni taahhütlerden ziyade mevcut hedeflerin hayata geçirilmesine odaklanan yeni bir döneme işaret ediyor. Raporda COP31’in, bir “Uygulama COP’u” (Implementation COP) olarak konumlandırılması ve sürecin ‘’Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon’’ yaklaşımıyla yürütülmesi öngörülüyor.

İklim hedeflerinin uygulamaya geçirilmesinde finansmana erişim, teknoloji transferi, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi ve adil geçiş politikaları gibi kritik başlıklara yer veren raporda, ülkelerin farklı ekonomik koşullarını dikkate alan daha kapsayıcı politika araçlarına duyulan ihtiyaç vurgulanıyor.

COP31 için belirlenen eylem gündeminin odağında bulunan 10 temel alan şunlar:

·      Sıfır Atık

·      Okyanuslar ve Denizler

·      Gıda Güvenliği

·      İklim Dirençli Şehirler

·      İklim Uygulama Köprüsü

·      Gençlik ve Eğitim

·      Yeşil Sanayileşme

·      Temiz Enerji Dönüşümü

·      Rio Sinerjisi 

·      Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri

Raporda, 2035’e kadar ulaşılması hedeflenen bazı küresel uygulama göstergelerine de yer veriliyor. Buna göre elektrifikasyon oranının yüzde 35 seviyesine çıkarılması, atık üretimindeki artışın yüzde 50 azaltılması, binalardaki enerji kullanım yoğunluğunun en az yüzde 25 düşürülmesi ve üretim ile imalat sektörlerinde döngüsel malzeme kullanımının en az yüzde 15’e yükseltilmesi amaçlanıyor. İklim dirençli tarım ve iklim eğitiminin toplumun tüm kesimlerine yaygınlaştırılması da öncelikler arasında bulunuyor.

Paris Anlaşması sonrasında iklim politikalarının giderek taahhüt aşamasından uygulama aşamasına geçtiğine işaret edilen raporda; emisyon ticaret sistemleri, karbon fiyatlandırması, elektrikli araç destekleri, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, hidrojen ve karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojilerinin daha geniş ölçekte kullanılmaya başladığı belirtiliyor.Ancak finansman ihtiyacı, ülkeler arasındaki uygulama kapasitesi farkları, jeopolitik gelişmeler ve farklı kalkınma öncelikleri nedeniyle dönüşümün küresel ölçekte eş zamanlı ve aynı hızda ilerlemediği vurgulanıyor.

Enerji dönüşümünde elektrifikasyon öne çıkıyor

Rapora göre, küresel sera gazı emisyonları 2024 yılında 53,2 milyar ton karbondioksit eşdeğerine ulaştı. Bu emisyonların yüzde 74,5’ini fosil kaynaklı karbondioksit emisyonları oluştururken, karbon yoğun sanayide çimento, demir-çelik ve kimya sektörleri öne çıkıyor.

COP31 gündeminde enerji dönüşümünün temel araçlarından birinin elektrifikasyon olması bekleniyor. Raporda küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin 2035 yılında yaklaşık 19,600 GW’a ulaşabileceği belirtiliyor. Buna karşın mevcut tahminler, COP28’de ortaya konulan yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına çıkarma hedefinin henüz istenen düzeyde ilerlemediğini gösteriyor.

Temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaşması, kritik hammaddelere yönelik talebi de artırıyor. Rapora göre güneş ve rüzgâr teknolojilerinde kullanılan çinko ihtiyacının 2035 yılına kadar 2022 seviyesinin 3,1 katına, lityum ihtiyacının ise 2040 yılında 2024 seviyesinin 4,7 katına çıkması bekleniyor.

İklim değişikliğinin yol açtığı sıcak hava dalgaları, seller, kuraklık, değişen yağış rejimleri ve deniz seviyesindeki yükselme, yalnızca emisyon azaltımına değil, uyum ve dayanıklılık yatırımlarına da daha fazla kaynak ayrılmasını gerekli kılıyor.

Türkiye’nin dönüşümünde enerji ve sanayi kritik rol üstleniyor

Türkiye’nin 2024 yılı toplam sera gazı emisyonları 584,5 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesaplandı. Emisyonların yüzde 71,8’i enerji sektöründen kaynaklanırken, endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı yüzde 12,9, tarım yüzde 12,6 ve atık sektörü yüzde 2,6 pay aldı. Bu  tablo, Türkiye’nin düşük karbonlu ekonomiye geçişinde özellikle enerji ve sanayi dönüşümünün belirleyici rolünü ortaya koyuyor.

Yenilenebilir enerji yatırımlarında ise büyüme sürüyor. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisindeki toplam kurulu gücünün 2025 yılı sonunda yaklaşık 40 GW’a ulaştığı, bu kapasitenin 2035’e kadar üç katına çıkarılmasının hedeflendiği belirtiliyor. Haziran 2026 itibarıyla toplam elektrik kurulu gücü 126 GW’a ulaşırken, yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulu gücü 78,4 GW oldu. Böylece yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içerisindeki payı yaklaşık yüzde 62 seviyesine yükseldi.

Enerji verimliliği de dönüşüm politikalarının önemli araçlarından biri olarak öne çıkıyor. 

Artan iklim riskleri uyum yatırımlarını öne çıkarıyor

Türkiye’de 2025 yılında toplam 1.011 aşırı hava olayı kaydedildi. 

Karadeniz ve Marmara’da sel ve taşkın riskleri öne çıkarken, Akdeniz ve Ege’de kuraklık ve orman yangınları daha büyük bir risk oluşturuyor. Türkiye’nin 2024-2030 İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında belirlenen 40 stratejik hedef ve 132 eylem, bu risklere karşı dayanıklılığın artırılmasını amaçlıyor.

2030’a kadar arıtılmış atık suların yeniden kullanım oranının yüzde 15’e çıkarılması, iklim riskine açık altyapıların güçlendirilmesi ve 81 ilin tamamında Yerel İklim Değişikliği Eylem Planlarının hazırlanması, bu sürecin öne çıkan hedefleri arasında bulunuyor.

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası raporuna göre COP31, Türkiye açısından yalnızca uluslararası bir iklim zirvesine ev sahipliği yapmanın ötesinde, yeşil dönüşümün hızlandırılması için önemli bir fırsat sunuyor ve yeni finansman olanaklarının önünü açması bekleniyor.