Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
Avrupa Birliği’nin ‘’Made in Europe’’ gündemi Türkiye için ne ifade ediyor?

Avrupa İşletmeler Ağı Projesi- Avrupa Birliği Seminerleri kapsamında ‘’Made in Europe’’ Kriteri: Rekabetçi Avrupa Sanayisinin Temel Unsurları ve Türkiye’ye Olası Yansımaları etkinliği InterContinental İstanbul’da gerçekleştirildi.

Panelde “Made in Europe” kriterinin kapsamı ve olası tasarım seçenekleri, AB’de mevcut durum ve beklenen adımlar, üye ülkeler ve sektörler içindeki farklı yaklaşımlar ile Türkiye açısından risk ve fırsat alanları ele alındı.

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Üyesi Celal Kaya, Yatırım ve üretim kararlarının artık yalnızca maliyet hesabına göre değil; güvenilir ortaklıklar, öngörülebilirlik, dayanıklılık ve stratejik uyum gibi unsurlar çerçevesinde şekillendiğini belirtti. 

Türkiye açısından Gümrük Birliği ilişkisinin yapısal boyutuna da değinen Kaya, “Türkiye’nin Avrupa Birliği değer zincirleriyle entegrasyonu yalnızca ticaret rakamlarından ibaret değildir; ülkemizde üretim yapan Avrupalı şirketlerin kapasitesi ve Türkiye’deki doğrudan yatırımlar, bu entegrasyonun asli parçasıdır. ‘Made in Europe’ tanımında Türkiye’deki üretimin dikkate alınması; yalnız Türk üreticiler için değil, Türkiye’de üretim yapan Avrupalı şirketler için de önem taşımaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin bu yeni çerçevede doğru konumlanması; karşılıklı kazanım, tedarik güvenliği ve rekabetçilik açısından stratejik önemdedir” ifadelerini kullandı.

Açılış konuşmasının ardından “Made in Europe” kriterinin kapsamı, üye ülkeler ve sektörler içindeki farklı yaklaşımlar ile Türkiye açısından risk ve fırsat alanlarının ele alındığı panele geçildi.

Yeşil Mutabakat’ın yalnızca bir çevre politikası olmadığını vurgulayan İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, bunun Avrupa ekonomisinin yönünü değiştiren, sanayinin işleyişini yeniden tanımlayan ve büyüme modelini dönüştüren kapsamlı bir strateji olduğuna dikkat çekti. Ancak bu süreçte AB’nin çeşitli zorluklarla karşılaşmaya başladığını da belirten Nas, “Önce pandemi küresel tedarik zincirlerini sarstı. Ardından Rusya-Ukrayna savaşı enerji güvenliği meselesini Avrupa’nın tam merkezine taşıdı. Avrupa, yıllardır güvendiği liberal küresel düzenin ve küresel tedarik zinciri mimarisinin aslında düşündüğü kadar sürdürülebilir olmadığını fark etti. Kırılganlıklar görünür hale geldi. Ve bu noktada ‘dayanıklılık’ kavramı, en az sürdürülebilirlik kadar önemli bir başlık haline geldi.

Yeşil Mutabakat’ın ardından Net Sıfır Sanayi Yasası ve Kritik Hammaddeler Yasası gibi düzenlemeler devreye alındı. Bu adımların amacı sadece karbon azaltmak değildi; aynı zamanda stratejik özerklik sağlamak, kritik teknolojilerde ve hammaddelerde dışa bağımlılığı azaltmaktı” dedi.

“Made in Europe” kapsamında iki temel hedef bulunduğunu belirten Nas, birinci hedefin yüksek karbon emisyonuna sahip sektörlerin karbonsuzlaşmasını sağlamak ve bu dönüşüme finansman akışını mümkün kılmak olduğunu ifade etti. Çelikten çimentoya, kimyadan ağır sanayiye kadar karbon yoğun sektörlerin dönüşümünün bu kapsamda ele alındığını aktaran Nas, ikinci hedefin ise net sıfır ve temiz teknolojilerde ölçek ekonomileri yaratmak olduğunu söyledi. Avrupa’nın yalnızca bu teknolojileri kullanan değil, aynı zamanda üreten ve küresel ölçekte rekabet eden bir merkez olmayı amaçladığını vurguladı.

‘’Avrupa Birliği artık yalnızca karbon azaltımı hedefleyen bir politika seti yürütmüyor; aynı zamanda bu dönüşümün Avrupa içinde üretim, istihdam ve teknoloji kapasitesi yaratmasını istiyor” diyen Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar Genel Müdürlüğü AB Tek Pazar ve Yeşil Mutabakatı Daire Başkanı Elif Berrak Taşyürek, bu çerçevede ‘’Made in Europe’’ yaklaşımının öne çıktığını belirtti.

Taşyürek, AB’nin son dönemde geliştirdiği rekabetçilik ve yeşil sanayi politikalarının doğrudan hedefinde Türkiye’nin olmadığını da vurguladı.

Türkiye’nin farklı bir konumda olduğunu dile getiren Taşyürek, “Türkiye olarak uzun süredir Avrupa ile entegre bir üretim yapısına sahibiz. Gümrük Birliği çerçevesinde oluşmuş tedarik zincirleri, karşılıklı yatırım ilişkileri ve sanayi entegrasyonu göz önüne alındığında, AB açısından Türkiye herhangi bir ‘üçüncü ülke’ değil. Tam tersine, Avrupa sanayisinin değer zincirinin bir parçasıyız. Bu nedenle bizi dışarıda bırakacak bir yaklaşımın, Avrupa ekonomisi açısından da maliyetli olacağını somut verilerle ortaya koyabiliyoruz. Pek çok alanda Türkiye’nin üretim kapasitesi ve kalite standardı, Avrupa pazarının rekabetçiliğini destekleyen bir unsur. Ancak şunu da göz ardı edemeyiz: Avrupa Birliği bir yandan yeşil teknolojileri geliştirmeye, temiz sanayiyi Avrupa içinde büyütmeye ve ‘Made in Europe’ anlayışını güçlendirmeye çalışırken, Türkiye’nin bu alanda geri kalma lüksü yok. Eğer AB yeni dönemi yeşil rekabetçilik üzerine kuruyorsa, bizim de hem teknoloji geliştirme hem de üretim kapasitesi açısından bu dönüşüme eş zamanlı uyum sağlamamız gerekiyor. Bu sadece çevresel bir zorunluluk değil; aynı zamanda stratejik bir ekonomik gereklilik” dedi.

Türkiye’siz bir Avrupa sanayisi mümkün mü?

İstanbul Ekonomi Danışmanlık Yönetici Ortağı ve Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen, Gümrük Birliği çerçevesinde Avrupa Birliği ile kurulan derin ve yapısal entegrasyon dikkate alındığında Türkiye’nin “Made in Europe”un bir parçası olabileceği yönünde değerlendirmede bulundu.

Ülgen konuşmasında “Türkiye’nin ‘Made in Europe’ içinde konumlanması sadece Türkiye’nin lehine olacak bir yaklaşım değildir; aynı zamanda Avrupa Birliği’nin de çıkarınadır. Çünkü bugün üretim zincirleri ulusal sınırlar üzerinden değil, entegre değer zincirleri üzerinden şekillenmektedir. Türkiye ile AB arasındaki ticaret ve üretim ilişkileri klasik bir üçüncü ülke ticareti değildir. Ortak standartlara dayalı, karşılıklı bağımlılık içeren ve sanayi politikalarıyla iç içe geçmiş bir yapıdır. Türkiye’yi üçüncü bir ülke gibi değerlendirmek, özellikle sanayi ve tedarik zincirleri açısından Avrupa ekonomisi için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bunun en somut örneklerinden biri otomotiv sektörüdür. Türkiye, Avrupa otomotiv endüstrisinin önemli bir üretim partneridir. Parça üretiminden nihai montaja kadar birçok aşamada Avrupa markalarıyla entegre bir üretim modeli söz konusudur. Türkiye’de üretilen araçların ve komponentlerin önemli bir bölümü Avrupa pazarına yönelmekte, Avrupa’daki üretim sürekliliğine katkı sağlamaktadır” dedi.