Sanayi Devrimi’nden bu yana insanlık atmosfere 2.000 gigatondan fazla karbondioksit saldı. Havada biriken karbondioksit ve diğer sera gazları; yıkıcı orman yangınlarından bunaltıcı sıcak hava dalgalarına, yükselen deniz seviyelerinden aşırı hava olaylarına kadar bugün yaşadığımız iklim krizinin başlıca nedeni. Üstelik küresel emisyonlar hâlâ artmaya devam ediyor. Bilim insanlarına göre iklim değişikliğinin en yıkıcı etkilerini önlemek için
Sanayi Devrimi’nden bu yana insanlık atmosfere 2.000 gigatondan fazla karbondioksit saldı. Havada biriken karbondioksit ve diğer sera gazları; yıkıcı orman yangınlarından bunaltıcı sıcak hava dalgalarına, yükselen deniz seviyelerinden aşırı hava olaylarına kadar bugün yaşadığımız iklim krizinin başlıca nedeni. Üstelik küresel emisyonlar hâlâ artmaya devam ediyor.
Bilim insanlarına göre iklim değişikliğinin en yıkıcı etkilerini önlemek için küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlamak şart. Ancak yalnızca emisyonları azaltmak artık yeterli değil; atmosferde birikmiş karbonun da geri çekilmesi gerekiyor.
Yenilenebilir enerjiyi hızla yaygınlaştırmak, enerji verimliliğini artırmak, ormansızlaşmayı durdurmak ve hidroflorokarbonlar (HFC’ler) gibi güçlü sera gazlarını sınırlamak temel öncelikler arasında. Ancak Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yayımlanan son bilimsel değerlendirmeler, bu adımların tek başına yeterli olmayacağını ortaya koyuyor.
IPCC senaryolarına göre, 1,5°C hedefi için büyük ölçekli karbon gideriminin zorunlu olduğu açıkça görülüyor. 2050’ye kadar her yıl küresel ölçekte 7 ila 9 milyar ton arasında karbonun atmosferden çekilmesi gerekebilir.
Uzmanlar net bir mesaj veriyor: Emisyonlar ne kadar hızlı azaltılırsa, karbon giderimine duyulan ihtiyaç o kadar azalacak. Aksi halde, hedeflere ulaşmak için çok daha büyük ölçekli karbon giderme teknolojilerine olan bağımlılık artacak.
Atmosferdeki karbondioksitin doğrudan çekilerek uzun süreli depolanmasını ifade eden ‘’Karbon giderimi” (Carbon Dioxide Removal – CDR), ağaç dikmek gibi doğa temelli yöntemlerden, havadaki karbondioksiti kimyasal süreçlerle yakalayan ileri teknolojilere kadar birçok yaklaşımı kapsıyor.
1) Ağaçlar ve ormanlar
Bitkiler fotosentez yoluyla doğal olarak karbonu emer. Ormanların genişletilmesi, tahrip olmuş alanların yeniden ağaçlandırılması, tarım alanlarına uygun şekilde ağaç dikimi (agroormancılık) ve kent içi ağaçlandırma karbon depolamayı artırabilir.
Görece düşük maliyetli olan bu yönetmler, su kalitesinin iyileştirilmesi ile biyolojik çeşitliliğin korunması gibi ek faydalar sağlar.
Ancak bir bölgede orman koruma yapılırken başka bir bölgede tarım için yeni orman alanlarının açılması, kazanımları tersine çevirebilir.
2) Biyokütle ile karbon giderimi ve depolama (BiCRS)
Bu yaklaşım, bitkilerin yakaladığı karbonu doğal yaşam döngüsünün ötesinde kalıcı biçimde depolamayı amaçlıyor.
Yöntemler arasında:
- Biyokömür (biochar) üretimi
- Biyo-yağ elde edilerek yeraltına enjekte edilmesi
- Biyokütleden enerji üretip çıkan karbonu yakalama (BECCS)
Ancak özellikle enerji bitkileri yetiştirmek için tarım arazilerinin genişletilmesi, gıda üretimini ve doğal ekosistemleri tehdit edebilir. Buna karşılık tarım ve ormancılık atıklarının kullanılması iklim açısından daha olumlu sonuçlar doğurabilir.
3) Doğrudan hava yakalama (DAC)
Doğrudan hava yakalama teknolojisi, atmosferdeki karbondioksiti kimyasal yöntemlerle filtreleyerek yeraltında ya da beton gibi uzun ömürlü ürünlerde depolamayı hedefliyor.
Avantajı: Ölçeklenebilir ve ölçülebilir bir çözüm sunması.
Dezavantajı: Yüksek maliyet ve büyük enerji ihtiyacı.
Ton başına maliyet 100 ila 2.000 dolar arasında değişebiliyor. Ayrıca büyük ölçekli uygulamalar ciddi miktarda temiz enerji gerektiriyor.
Ocak 2026 itibarıyla dünyanın en büyük DAC tesisi İzlanda’da bulunuyor. Kenya, Birleşik Krallık ve Japonya da pilot projeler yürütüyor.
4) Karbonu taşa dönüştürmek: Karbon mineralizasyonu
Bazı mineraller karbondioksit ile reaksiyona girerek gaz halindeki karbonu katı bir forma dönüştürüyor. Bilim insanları, çok yavaş ilerleyen bu doğal süreci hızlandırmanın yollarını araştırıyor.
Örneğin:
- Öğütülmüş kayaçların tarım alanlarına yayılması
- Madencilik atıklarının karbondioksit ile tepkimeye sokulması
- Yakalanan karbonun uygun yeraltındaki kaya formasyonlarına enjekte edilmesi
Ayrıca beton üretiminde karbon mineralizasyonu kullanımı da hem karbon depolayabilir hem de çimento kaynaklı emisyonları azaltabilir.
5) Okyanus tabanlı çözümler
Okyanuslar dünyanın en büyük doğal karbon yutaklarından biri. Bu kapasiteyi artırmaya yönelik yöntemler arasında:
- Deniz çayırları ve mangrovlar gibi ‘’mavi karbon’’ ekosistemlerinin korunması
- Deniz yosunu yetiştiriciliği
- Deniz suyuna belirli mineraller eklenmesi
- Elektrokimyasal süreçlerle karbondioksit çekilmesi
Bu yöntemler henüz erken aşamada ve ekosistemler üzerindeki uzun vadeli etkileri tam olarak bilinmiyor ve daha fazla bilimsel araştırma gerekiyor.
6) Toprakta karbonu artırmak
Tarım toprakları doğru yönetildiğinde önemli bir karbon deposu olabilir. Ancak yoğun sürüm ve erozyon, depolanmış karbonun atmosfere salınmasına yol açıyor.
Karbonu artıran uygulamalar şunları içeriyor:
- Örtü bitkisi ekimi
- Kompost kullanımı
- Derin köklü bitki çeşitleri geliştirilmesi
- Akıllı otlatma yönetimi
Bu uygulamalar aynı zamanda toprak sağlığını güçlendirerek çiftçilerin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığını artırıyor. Bununla birlikte, karbonun ne kadar süre depolanacağını ölçmek ve doğrulamak zor bir süreç.
Karbon giderimi iklim politikalarının merkezine yerleşiyor. Ancak uzmanlara göre, bu yöntemler emisyon azaltımının alternatifi değil, tamamlayıcısı olabilir.
Küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için hem fosil yakıtlardan hızla çıkmak hem de atmosferde birikmiş karbonu geri çekmek gerekiyor. Aksi halde, iklim krizinin maliyeti yalnızca çevresel değil, ekonomik ve toplumsal olarak da ağırlaşacak.
Kaynak:
















