Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (Oxfam KEDV) olarak üyesi olduğumuz Oxfam Konfederasyonu’nun “Afet Eşitsizliği Raporu” 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek iklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde yayınlandı. Rapora göre en zengin binde 1’lik kesim, dünya nüfusunun neredeyse yarısından daha fazla karbon kirliliği yaratırken, bunun doğurduğu iklim afetlerinden kazanç sağlıyor.
- En zengin binde 1’lik kesiminden bir kişinin aşırı sıcaklık vakalarındaki payı, insanlığın en yoksul yüzde 50’lik kesiminden bir insana göre yaklaşık 400 kat daha fazla.
- Oxfam’ın araştırması, karbon kirliliğine büyük ölçüde en zenginlerin neden olduğunu ve bunun sonucunda yaşanan sellerin, yangınların ve kıtlığın yükünün sıradan insanlara bırakıldığını gösteriyor.
- Oxfam’ın yeni “Yıkım ve Yeniden İnşa Endeksi”, fosil yakıtları ve diğer kirletici sektörleri destekleyen en zengin yatırımcıların afet hazırlığı ve afet sonrası toparlanma çalışmalarından da nasıl kâr ettiğini ortaya koyuyor.
- Oxfam, hükümetleri zengin kirletenlere bedel ödetmeye ve iklim vurgunculuğuna son vermeye çağırıyor.
Oxfam’ın yeni analizine göre dünyanın en zengin binde 1’lik kesimi (8 milyon kişi), dünyadaki en yoksul 3,5 milyar insanının toplamından daha fazla karbon kirliliği ne yol açıyor. Türkiye’deki BM iklim zirvesi (COP31) öncesinde yayımlanan rapor, dünyanın en zenginlerinin aşırı emisyonlarıyla iklim krizini nasıl körüklediğini; bunun sonuçlarından kendilerini korurken, yıkımdan nasıl artan biçimde kazanç sağladığını da ortaya koyuyor.
En zengin binde 1’lik kesimden bir kişinin bugün yaşadığımız aşırı sıcaklık vakalarındaki payı en yoksul yüzde 50’lik kesimden bir insana göre yaklaşık 400 kat daha fazla. Bu küçük ama en zengin grup, Sahra Altı Afrika’nın 1,3 milyarlık toplam nüfusunun üç katından daha fazla karbon kirliliği yaratıyor.
Oxfam International Genel Direktörü Amitabh Behar, “İklim krizi çoğu zaman insanlığın ortak bir sorunu olarak tanımlanıyor. Oysa böyle değil. Krizdeki payı en az olanlar evlerini, hasatlarını ve giderek hayatlarını kaybediyor. Bu arada en zenginler servetleri sayesinde yüksek teknolojili sığınaklarına çekiliyor, özel itfaiye ekipleri tutuyor ve özel sigortalar yaptırıyor; böylece kendilerini tehlikeden kurtarabiliyor ve yarattıkları kirliliğin sonuçlarından da kâr ediyorlar. Bu, herkesin ortak kaderi olan bir trajedi değil; aşırı eşitsizliğin yol açtığı bir suç” şeklinde ifade etti.
Oxfam, karbon eşitsizliği verilerini en yeni iklim atıf modelleriyle birleştirerek şu bulgulara ulaştı:
- En zengin yüzde 1’lik kesim, 1990’dan bu yana küresel ısınmanın yüzde 20’sinden sorumlu; en zenginkesimden her bir kişinin küresel ısınmadaki payı, dünya nüfusunun en yoksul yarısındaki bir insanın tam 100 katı.
- En zengin yüzde 1’lik kesimin yalnızca bir yıllık emisyonu, aşırı sıcaklardan 1,9 milyon daha fazla insanın ölümüne neden olacak. Bu ölümlerin yüzde 78’i düşük ve alt-orta gelirli ülkelerde gerçekleşecek. Bu ülkelerin küresel emisyonlardaki payı ise yalnızca yüzde 8.
- En zengin yüzde 1’lik kesimin emisyonları 2050’ye kadar yaklaşık 53 trilyon ABD doları değerinde zarara yol açacak.
Yalnızca süper zenginlerin kullandığı özel jetler ise, karbon kirliliğinin yol açtığı eşitsizliğin en açık örneklerinden biri. Oxfam’ın özel jet takip verileri üzerine yaptığı yeni analize göre dünyadaki tüm özel jetler, yalnızca 2 saniyede, en yoksul yüzde 50’lik kesimden bir insanın bir yılda yol açtığından daha fazla emisyona neden oluyor.
En zenginler karbon kirliliğinin büyük çoğunluğundan sorumlu olsa da bu kirlilik sonucunda yaşanan sellerin, yangınların ve kıtlığın yükünü sıradan insanlar taşıyor. En zenginler servetleri sayesinde özel sigorta yaptırıyor, daha güvenli ve serin yerlerde konutlar ediniyor; yani risklerden korunabilecekleri imkanları satın alıyor. Ama diğer herkes için iklim afetleri yıkılan evler, kaybedilen ürünler, tükenen birikimler ve yok olan geçim kaynakları anlamına geliyor. Bu da insanları bir sonraki afet vurduğunda daha korunaksız bırakıyor. Geri kalanları bu kadar kırılgan hale getiren eşitsizliği derinleştiriyor. Bu eşitsizlik nedeniyle 2050’ye kadar yaklaşık 1 milyar insan, yani dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’u, iklim krizi nedeniyle yaşadığı yerden ayrılmak zorunda kalabilir. Bu insanların çoğunluğu da Güney Yarımküre’den olacak.
Oxfam’ın raporu, iklim afetlerinin en zenginler için giderek daha kazançlı bir işe dönüştüğünü de gösteriyor. Afet sonrası müdahalelerin oluşturduğu küresel pazarın 2029’a kadar yılda 70 milyar ABD dolarından 92 milyar ABD dolarına çıkması öngörülüyor. Oxfam’ın yeni “Yıkım ve Yeniden İnşa Endeksi”, iklim afetlerini yaratan, bunlara hazırlık yapan ya da afetlerin ardından toparlanma süreçlerinden kazanç sağlayan 217 şirketi belirledi. Bunlar arasından BlackRock ve Vanguard, endeksteki şirketlerin yüzde 92’sine yatırım yapmış durumda; bu iki şirketin söz konusu şirketlerdeki toplam yatırımları 1 trilyon ABD dolarını aşıyor.
Rapor ayrıca iklim afetlerinin, özellikle iklim eyleminin ve kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, toprak gaspı, kuralsızlaştırma ve en zenginlere sağlanan vergi indirimleri gibi eşitsizliği derinleştiren politikaları dayatarak istismar edildiğine dikkat çekiyor. Sonuç, kısır bir adaletsizlik döngüsü: sellerden kaynaklanan ölümler, eşitsizliğin daha yüksek olduğu ülkelerde yedi kat daha fazla.
Amitabh Behar “Aşırı zenginler gezegeni ateşe veriyor, sonra da söndürücülerin parasını geri kalanımıza ödetiyor. Kirlilikten kâr ediyorlar. Afetten kâr ediyorlar. Ve afetten kalanları toparlarken bir kez daha kâr ediyorlar.” şeklinde ifade ediyor.
Türkiye’de Afet Eşitsizliği
Oxfam Konfederasyonu üyesi Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı da Türkiye’ye ilişkin verileri paylaştı:
“Türkiye’deki en zengin binde birlik kesiminin, yani yalnızca 84.980 kişinin, toplam karbon emisyonu, en yoksul yüzde 27’sinin, yani 22,9 milyon insanın, toplam emisyonundan daha fazla.
Aynı en zengin binde 1’lik kesimden bir kişi, yalnızca 59,5 günde, yani yaklaşık 8,5 haftada, en yoksul yüzde 50’lik kesimden bir insanın 30 yıllık emisyonu kadar karbon salıyor.
Ve aynı binde birlik kesimden bir kişinin tek başına emisyonu, Türkiye’deki sıradan bir insana göre 61 kat fazla.
Türkiye’deki en zengin yüzde 1’lik kesimin karbon emisyonu ise, nüfusun en yoksul yüzde 50’sinden bir insanın 64 daha katı. Bu oran, Türkiye ortalamasının 21 katı.
2025 yılında Türkiye’den kalkan özel jetlerin iklim krizine etkisi de küresel duruma benzer. Türkiye’deki özel jetler, 2025 yılında nüfusun en yoksul yüzde 50’lik kesiminden bir insanın bir yılda yaratacağı emisyona yalnızca 12,8 dakikada ulaştı.
Oxfam raporuna göre, Türkiye nüfusunun dörtte biri, yani 21 milyon insan yaşamlarında en az bir kez sel, kuraklık, aşırı hava olayları gibi iklim krizine bağlı tehlikelerle karşılaşıyor. Türkiye’deki insanların yüzde 10’u ise şu anda doğrudan iklim afetleri açısından risk altında. Türkiye’deki bu oran, yüksek gelirli ülkelere kıyasla 8 kat fazla.”
Oxfam Konfederasyonu üyesi Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın kurucusu Şengül Akçar ise iklim krizinde payı en düşük olduğu halde, iklim afetlerinden en fazla etkilenen kadınlara dikkat çekti:
“İklim krizinin bedeli kadınlara yüklenemez. Oxfam’ın “Afet Eşitsizliği” raporu, iklim krizinin temelindeki adaletsizliği ortaya koyuyor: Dünyanın en zengin binde 1’i, en yoksul 3,5 milyar insandan daha fazla karbon salımına neden olurken, krizin bedelini en az sorumluluğu olanlar ödüyor.
Yoksulluk içinde yaşayan kadınlar bu eşitsizliği katmerli yaşıyor. Gıda fiyatları yükseldiğinde kendi beslenmelerinden vazgeçiyor; suya, barınmaya ve kamu hizmetlerine erişim zorlaştığında açığı ücretsiz emekleriyle kapatıyorlar. Artan bakım yükü, kadınların gelir kazanma ve karar süreçlerine katılma olanaklarını daraltıyor. Gelire, mülkiyete ve sosyal güvenceye erişimdeki eşitsizlikler, afet sonrasında yaşamlarını yeniden kurmalarını da güçleştiriyor.
Kadınlar aynı zamanda çözüm üretiyor. Kooperatiflerde geçim olanaklarını geliştiriyor, mahalle dayanışma ağlarında kaynakları paylaşıyor, bakım ve gıda ihtiyaçlarına ortak yanıtlar oluşturuyorlar. Bu örgütlenmelerin bilgisi ve deneyimi, afetlere hazırlık ve iyileşme için vazgeçilmez. Ancak dayanışmaları, kamunun sorumluluklarını kadınlara devretmenin gerekçesi olamaz.
Hükümetleri ve yerel yönetimleri, kadın örgütlerini afet ve iklim politikalarının karar ve bütçe süreçlerine doğrudan dahil etmeye; kadınların örgütlenmelerine ve kooperatiflerine uzun vadeli hibeler sağlamaya; bakım hizmetlerini ve sosyal korumayı güçlendirmeye çağırıyoruz. Kadın üreticilerin toprağa, suya ve finansmana erişimi güvence altına alınmalı; gıda ve barınmada fırsatçılık önlenmeli. Krizin finansmanı, aşırı servet ve kirletici faaliyetlerden sağlanmalı.
Afetlere dayanıklı bir toplum, kadınlardan daha fazla fedakârlık bekleyerek değil; haklarını, kaynaklarını ve karar gücünü artırarak kurulur. İklim adaleti, kadınlar için eşitlik gerektirir.”
Oxfam, COP31’de bir araya gelecek hükümetleri şunları yapmaya çağırıyor:
- En zengin ve en çok kirletenlere, karbon emisyonlarını hızla ve önemli ölçüde azaltmak için bedel ödetin. Kalıcı servet ve gelir vergileri, fosil yakıt şirketlerine kalıcı vergi ve özel jetler gibi yüksek emisyonlu lüks ürünlere caydırıcı vergiler uygulayın.
- İklim krizinden en çok etkilenen, özellikle Güney Yarımküredeki ülkeler için bu ülkelerin borçlarını artırmayacak kamu kaynaklı ve/veya hibe temelli mekanizmalar oluşturarak iklim finansmanını artırın. Bu yolla uyum finansmanını 2035’e kadar üç katına çıkarın.
- Ülkeler içindeki ve ülkeler arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırın. Bunun için iklime dirençli kamu altyapısı ve kamu hizmetleri sağlayın.
- İklim afetlerinden vurgun yapılmasına son verin. Afetler sırasında acil müdahale, afet sonrası yeniden inşa ve gıda sistemlerinde şirketlerin gücünü sınırlandırın.
- Kadınlar başta olmak üzere en çok etkilenen gruplara, kendi çözümlerini hayata geçirmeleri için iklim finansmanı sağlayın.
- Kadınların iklim krizi nedeniyle artan ücretsiz bakım yükünü tanıyın. Dünyanın bakımını üstlenen kadınların emeğini tanıyın ve karşılığını verin. Uyum, adil geçiş, kayıp ve zararı hesaplarken, kadınların ücretsiz bakım yükünü dikkate alın.
Oxfam’ın “Afet Eşitsizliği” (Disaster Divide) raporunu, Türkçe yönetici özetini ve metodoloji notunu indirmek için tıklayın.
“Yeni normalimiz bu mu” videosunu buradan izleyebilirsiniz.
Oxfam’ın analizine göre aşırı sıcaklar 1,9 milyon daha fazla insanın ölmesine yol açacak. Bu insanların 1,18 milyonu, yani yüzde 78’i ise düşük ve alt-orta gelirli ülkelerden olacak.
En zengin yüzde 1’lik kesimin karbon emisyonları, 1990’dan bu yana küresel ekonomik üretimde 2,9 trilyon ABD doları değerinde kayba yol açtı. Bu kaybın 2050 yılına kadar 52,6 trilyon ABD dolarına yükselmesi bekleniyor. Bu tutar, söz konusu dönemde dünya genelinde yaratılan toplam gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 0,5’ine karşılık geliyor. En ağır ekonomik bedeli iklim değişikliğinde payı en düşük olan ülkeler ödeyecek.
Uluslararası Göç Örgütü’ne göre 2050’ye kadar yaklaşık 1 milyar insan iklim krizi nedeniyle yerinden olabilir. Bu olayların sıklığı ve şiddeti, iklim krizi nedeniyle artıyor.
Kadın Kooperatifleri ile ilgili araştırma ve rapora ilişkin veriler için lütfen Oxfam KEDV ile iletişime geçin.