Avrupa Birliği (AB) bünyesinde faaliyet gösteren Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S), 2023’ün kayıtlara geçen en sıcak yıl olacağını duyurdu.
2023’ün ardında 2024’ün daha da sıcak geçmesi beklenirken Avrupa şehirleri bu duruma nasıl uyum sağlamayı planlıyor?
Şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıl olan 2023’te, Copernicus Servisi (C3S) bulguları kapsamında haziran ve kasım ayları arasındaki her ay küresel sıcaklık rekoru kırdı.
C3S bilim insanları, fosil yakıtlardan kaynaklanan emisyonların atmosferde birikmeye devam etmesi halinde, ölümcül sıcak hava dalgaları ve kuraklık riskiyle birlikte sıcaklığın artmaya devam edeceği konusunda uyarıyor.
Aşırı sıcak hava dalgalarının etkisini yaşayan pek çok şehir, sakinlerini korumak amacıyla acil müdahale planları geliştiriyor ve bu konudaki çabalarını sürdürüyor.
Ancak uzmanlar, sürekli olarak ısı rekorları kıran ve eşitsizlikleri derinleştiren bir dünyada bu adımların yeterli olamayabileceği konusunda uyarıyor.
Avrupa şehirleri daha sıcak bir geleceğe nasıl hazırlanıyor?
Avrupa genelinde şehirler ve ülkeler, aşırı hava koşullarında halkı uyarmak ve korumak amacıyla önlemler geliştirdi.
Fransa, 2003 yılında yaşanan uzun süreli sıcak hava dalgasının 15 bin ölüme yol açtığı yolundaki tahminlerin ardından sıcak hava izleme uyarı sistemini hayata geçirdi. Sistem, insanları sıvı tüketmeye teşvik eden kamu duyuruları ve spotları içeriyor.
Bu yılın başlarında Almanya, sıcak hava dalgasından kaynaklanan ölümlere karşı Fransa’nın deneyiminden ilham aldığını söyleyerek yeni bir kampanya başlattı.
Paris’te 50C’lik geleceğe ilişkin endişeler, başkentin yerel yönetimini yeşil alana yatırım yapmaya yönlendirdi. Ayrıca, şehrin ikonik çinko çatılarının daha az ısı emici malzemelerle değiştirilmesinin gerekebileceği gündeme geldi.
Benzer bir girişim İspanya’nın Barselona kentinde başlatıldı: Şiddetli güneş ışınlarının yansıtılması için çatıların beyaza boyanması önerisi gündeme getirildi.
Binalar da aşırı hava koşullarından etkileniyor. Örneğin Londra’da, uzun süreli kuraklık ve sıcaklık tarihi binaların çatlamasına ve eğilmesine neden oluyor. Bu durum aşırı sıcaklıkları hesaba katan modernizasyon ihtiyacını vurguluyor.
Sıcaklıklar yükseldikçe, çalışanları bu olumsuz ortamdan korumak amacıyla çalışma saatlerinin ayarlanması gerekebileceği konuşuluyor.
İspanya aşırı sıcak dönemlerde açık havada çalışmayı yasaklamak için şimdiden harekete geçti.
Diğer ülkelerde alınan önlemler
2010 yılında sıcaklığın 48C’yi aştığı aşırı hava dalgası, Hindistan’ın Ahmedabad şehrinde 1.300’den fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu olayın ardından şehir yönetimi yerel halkın ve sağlık personelinin farkındalığını artırmak için bir ısı eylem planını hayata geçirdi.
1995 yılında Chicago’da 41C’ye ulaşan ve 700’den fazla kişinin ölümüne neden olan bir hafta süren sıcak hava dalgasının ardından, yerel yönetim acil ısı müdahale planları geliştirdi. Bu önlemler arasında, halkı mesaj ve e-posta aracılığıyla uyarmak ve en savunmasız kişileri ihtiyaç duyabilecekleri yardıma yönlendirmek yer alıyor.
Los Angeles, Miami ve Phoenix gibi diğer ABD şehirlerinde tehlikeli ısıya karşı planlama ve müdahaleyi koordine edecek ‘’chief heat officers’’ (ısı yönetim yetkilileri) görevlileri hizmet veriyor.
Sıcaklığa bağlı ölümler nasıl önlenebilir?
Her şehrin kendine özgü mimarisi, ulaşımı, düzeni ve eşitsizlikleri olduğunu söyleyen UCLA Isı Laboratuvarı direktörü Bharat Venkat, şehirlerin işçi haklarına, sürdürülebilir kalkınmaya ve daha fazlasına yatırım yaparak eşitsizliği gidermesi gerektiğini söylüyor.
Avrupa’daki bazı şehirler, kış mevsimi için tasarlanan ısıtılmış banklara benzer şekilde halka açık soğutulmuş alanlardan oluşan merkezleri hayata geçirdi.
Sokaklardaki ağaçların varlığı ve yeşil alanlar da sıcaklıkla mücadeleye yardımcı olabilir. Avrupa şehirlerindeki ağaçlandırma faaliyetleri neticesinde sıcak hava dalgasından kaynaklanan ölümlerin üçte bir oranında azaltılabileceği gösterildi.
Kaynak: