“Türkiye aktif iklim politikası uygulayarak milli gelirini artırabilir”

“Türkiye aktif iklim politikası uygulayarak milli gelirini artırabilir”

Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Sevil Acar’ın Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erinç Yeldan ile birlikte hazırladığı “Dual Bir Ekonomide Sürdürülebilir Büyüme ve İklim Değişikliği ile Mücadele” başlıklı TÜBİTAK projesi, hem reel milli gelirin artmasını hem ülke genelinde işsizliğin ve kayıt dışı istihdamın azalmasını sağlayacak bir iklim politikası paketi öneriyor. Proje ayrıca, yoksul bölgelerdeki yenilenebilir enerji yatırımlarının artmasıyla söz konusu bölgelerin gelir ve istihdamının zengin bölgelerinkinden daha fazla artacağı bir senaryo çiziyor.

Türkiye’nin enerji politikalarını iyileştirmeye ve yeşil bir kalkınma politikası çizmeye odaklanan “Dual Bir Ekonomide Sürdürülebilir Büyüme ve İklim Değişikliği ile Mücadele projesinin yazarlarından Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Sevil Acar, projede enerji politikalarının makroekonomik etkileri yanında çevresel etkilerini de incelediklerini aktardı.

Yeşil kalkınmayı amaçlayan iklim politikası paketi dört ayaktan oluşuyor

Kömür teşviklerinden vazgeçilerek teşviklerin devlet bütçesinde kalması: Türkiye’nin fosil yakıtlara yüklü miktarda teşvik ayırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Sevil Acar, hesaplanabilen kömür teşviklerinden vazgeçildiği durumda bütçenin nasıl etkileneceğini analiz ettiklerini belirtti: “Vergi indirimleri, vergi muafiyetleri, indirimli faiz desteği, satın alım garantileri, fiyat garantileri, çevre yükümlülüklerinden muafiyetler gibi hesaba katmadığımız kalemler dışında bile kömür teşviklerinden vazgeçildiği durumda milli gelirin binde ikisine tekabül eden bir teşvik miktarı devlet bütçesinde kalabilir.”

“Kirleten öder” prensibiyle karbon vergisi konulması: Türkiye’nin hemen hemen bütün sektörlerinin enerji kullanırken fosil yakıta bağımlı olduklarını vurgulayan Acar, “Karbon salan sektörlerden ve hane halklarından atmosfere saldıkları karbon oranında vergi alınması, herkesin kirlettiği oranda vergi vermesi anlamına geliyor. Bu prensiple düzenlenecek karbon vergisi sonucunda da 2040 yılında milli gelirin yüzde 2’sine tekabül eden bir vergi geliri oluşturulabilir,” ifadelerini kullandı.

Elde edilen gelirlerin oluşturulacak “Yenilenebilir Enerji Fonu”na aktarılması: Önerdikleri modelde, devletin kömür teşviklerinden vazgeçmesi ve karbon vergisi koyması yoluyla elde edeceği geliri yenilenebilir enerji kaynaklarını teşvik etmek, bu konuda Ar-Ge çalışmaları yapmak gibi amaçlara yönelik kurulacak bir fona aktardığını varsaydıklarını paylaşan Doç. Dr. Acar, bu fonun sadece yenilebilir enerjiyi desteklemek üzere kullanılmasının aktif iklim politikasının üçüncü ayağını oluşturacağını belirtti.

Enerji verimliliği uygulamalarının geliştirilmesi: Türkiye’nin teknolojik gelişmeler, piyasa koşullarının özendirmesi ya da devlet destekleri gibi etkenlerle hali hazırda enerji verimliliğini her yıl artırdığını ifade eden Acar, “Türkiye’de yıllık yüzde 0,5 ile yüzde 1,5 arası bir enerji verimliliği artış oranından bahsetmek mümkün. 2040’a uzanan ufukta bu artışın korunduğunu varsaydık,” ifadeleriyle yeşil kalkınma politikasının son ayağını açıkladı.

“İklim değişikliğine yönelik politika yapmak büyümeyi yavaşlatmaz”

Politika yapıcılarda iklim değişikliğiyle ilgili politika uygulamanın büyümeyi yavaşlatacağına dair bir algı olduğuna dikkat çeken Acar, bu algının yanlış olduğunu ve örneğin önerdikleri paket uygulanırsa, hiçbir şey yapılmadığı bir senaryoya kıyasla milli gelirin reel anlamda yüzde 7 daha yüksek olacağını vurguladı: “Politika yapıcılar, ‘biz gelişmekte olan bir ülkeyiz, büyümemiz lazım, daha çok sanayileşmek ve bu nedenle daha çok kirletmek durumundayız’ diye düşünüyorlar; ancak önemli olan bu sanayileşmenin nasıl olacağı. İklim değişikliğiyle ilgili politika yapmak ekonomiyi daraltmaz, aksine büyütür.”

“Türkiye fosil yakıtlar açısından çok zengin değil ama yenilenebilir enerji potansiyeli çok yüksek”

Yenilenebilir enerji potansiyelinin yüksek olduğu Türkiye gibi bir ülkede hem devlet hem de özel sektör eliyle bu potansiyeli değerlendirmeye yönelik yolların açılması gerektiğinin altını çizen Acar, 2018 sonu itibariyle kurulu gücün sadece yüzde 13’ünün güneş ve rüzgâr gibi kaynaklardan elde edildiğini aktardı: “Güneş enerjisi potansiyelinde Türkiye, Almanya, Çin, ABD ve Brezilya ile birlikte dünyada ilk beşte yer alıyor. Rüzgâr enerjisinde de Avrupa’da en yüksek potansiyele sahip ülkelerden biriyiz. Farklı yenilenebilir enerji kaynakları da söz konusu ancak biz raporda çevreye daha az negatif etkisi olduğu için sadece bu ikisine odaklandık.” Önerilen dörtlü iklim değişikliğiyle mücadele politikasının uygulanması durumunda 2040 yılında toplam enerji üretiminin yüzde 55’inin güneş ve rüzgârdan elde edilebileceğini paylaşan Acar, bu sayede karbondioksit salımlarının da hiçbir iklim politikasının uygulanmadığı senaryoya kıyasla yüzde 19 daha az olacağını ifade etti.

Posts Carousel

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar "*" ile gösterilmektedir.

En Son Makaleler

Videolar