Aşırı hava olayları daha yaygın hale geldikçe, sera gazı emisyonları ve iklim değişikliği arasında bağlantılar dünyanın gündeminde daha fazla yer almaya başladı.
Küresel ısınmanın öngörülen en kötü etkilerinin önlenmesi için emisyonların hızlı bir şekilde azaltılması kritik önem taşıyor. Ancak iklim değişikliği ve emisyonları önleme çabalarının en başlarında yer alması gereken ve bazen göz ardı edilebilen çok önemli bir unsur var: TATLI SU.
Ortalama küresel sıcaklıklardaki hafif bir artış bile gıda ürünlerinin sulanması, binalardaki iklim kontrol sistemlerinin çalıştırılması, toplu taşım ve kişisel ulaşım çözümlerinin kullanılması, insanların ve hayvanların hayatta ve sağlıklı kalması için daha fazla su gerektiriyor.
Su talebindeki bu artış aynı zamanda daha fazla enerji gerektiriyor ve bu da daha fazla sera gazı emisyonu anlamına geliyor. Halizhazırda birçok yerde su sistemleri stres altında ve bunu önlemek için kuruluşların ve de bireylerin şu anda atabileceği olumlu adımlar olsa da, artan sıcaklıklar önümüzdeki yıllarda su üzerindeki stresi artırmaya devam edecek.
Bu konuda herkes tarafından dikkate alınması gereken önlemlere sırasıyla bakmak gerekiyor.
Gelecekteki su sıkıntılarının artması çeşitli faktörlerin bir araya gelmesiyle daha da kötüleşebilir.
Birincisi, küresel sıcaklıklar arttıkça aşırı kuraklıklar daha da kötüleşiyor ve etkilenen bölgelerde yeni su kaynaklarına olan ihtiyacı artırabiliyor.
İkinci olarak, Birleşmiş Milletler’e göre küresel nüfusun 2050 yılına kadar 10 milyara yaklaşacağı ve bu durumun dünya genelinde su ihtiyacını artıracağı öngörülüyor.
Üçüncü ve bu iki unsurun birleşiminin bir sonucu olarak, yeraltı sularına ve yağışlara güvenmenin artık yeterli olamayacağı düşünülüyor.
Fosil yakıtlı araçlarla su taşıma ya da alternatif yerlerden enerji yoğun su pompolama gibi su temin etmeye yönelik mevcut çözümler, karbon salınımına yol açarak sera gazı kaynaklı ısınma sürecine daha çok katkıda bulunuyor.
Burada üzerinde durulması önemli olan konu şu: Su tasarrufunun sürdürülebilirlik alanında oynadığı hayati rol hakkında neden yeterince konuşmuyoruz?
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, halihazırda 2 milyardan fazla insan suyun kıt ve aynı zamanda kirli olduğu yerlerde yaşamını sürdürüyor. Dolayısıyla nüfus ve kuraklıktan etkilenen bölgeler arttıkça, su kıtlığıyla karşı karşıya kalan insanların sayısı artacak ve onlara yardım etmek için gereken kaynaklara olan ihtiyaç da artacak.
Bu da, artık suyu nasıl kullanmamız ve dünyanın tatlı su kaynaklarını korumak için ne gibi değişiklikler yapmamız gerektiği hakkında konuşmaya başlamanın zamanı geldiğini net bir şekilde gösteriyor.
Su kullanımı her yerde ama genellikle görünmez
Kuraklıktan etkilenen bölgelerde yaşayan insanlar için su pompolama yöntemi ciddi miktarda enerji gerektiyor. Bu çözümde, soğutma ekipmanlarının verimli çalışabilmesini sağlamak için su gerektiriyor.
Bu duruma bir örnek verilecek olursa 2020 yılında ABD’de üretilen her kilovat saat elektrik için yaklaşık 12 galon su gerekmiş ve bu da yıl içinde toplam 47 trilyon galondan fazla su kullanımına yol açmış. Bu bulgu, su ve enerjinin ve sera gazı amisyonlarının birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda enerji kullanımını optimize ederek su ve sera gazı sorunlarını ele alma yeteneğimizi de vurguluyor.
Hangi sektörlerin ve faaliyetlerin en çok su kullandığını değerlendirmek optimizasyon için gerekli olan ilk basamak.
Enerji sektörünün ihtiyaç duyduğu çok büyük miktarlardaki suya rağmen Dünya Bankası’na göre, tarım, tüm sektörler arasında en fazla su kullanan alan. Dünya genelindeki tüm tatlı suyun yüzde 70’ini kullanıyor.
Cloud storage, analitik ve yapay zeka süreçleri için sunucuları barındıran veri merkezleri de çok fazla su kullanıyor.
Geçtiğimiz günlerde açıklanan bir habere göre, veri merkezleri günde 1.000 ABD hanesi kadar su tüketiyor.
Yaşamın her sürecinde su gerekiyor. Tüketim ve ev eşyaları ile ulaşım için gereken su da hesaba katıldığında, ortalama bir Amerikalının günde 600 galondan fazla su kullandığı hesaplanıyor. Dolayısıyla, endüstriler büyük su tüketicileri olmalarına rağmen, su kullanımları tüketici talepleri tarafından şekilleniyor.
Ürün, gıda ve enerjinin nihai itici gücü olan tüketiciler, bireysel kararlarının okyanusta bir damla olduğunu düşünebilir, ancak bireysel davranışlarda yapılacak en küçük değişiklikler bile yılda binlerce galon su tasarrufu sağlayabilir.
Bu konuda atılabilecek basit adımlar:
· Kusurlu görünen ürünler satın alınırsa bunları yetiştirmek ve nakliye etmek için gereken su miktarı boşa harcanmamış olur.
· Yeni bir kot pantalonun üretimi için 1.900 galondan fazla su gerektiğinin farkında olarak daha az sıklıkta yeni giysi satın alınabilir.
· Araç, beyaz eşya ve telefon gibi büyük satın alımları daha uzun sürelerde yapmak ve yeni bir model piyasaya çıktığında hemen sahip olma dürtüsüne direnmek gerekir.
· Teknoloji alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirmek. Yakın zaman önce yapılan bir araştırma, gelişmiş bir yapay zeka görüntüsü oluşturmak için akıllı bir telefonu tamamen şarj etmek kadar enerji gerektiğini ortaya koydu.
Hükümetler ve sanayi sektörü tarafından yapılan büyük ölçekli değişikliklerle birlikte bu küçük çözümlerin hayata geçirilmesi, artan nüfusun gelecekteki su ihtiyacı için doğal kaynakların korunmasına yardımcı olabilir.
Su kullanımının azaltılması, küresel sıcaklık artışını yavaşlatmaya ve ısınan dünyada su krizlerinin şiddetinin hafifletilemesine yardımcı olabileceği gibi sera gazı emisyonu üreten enerji tüketiminin de yavaşlatılmasına destek olabilir.
Kaynak: