Göç sorunu Bilgi Üniversitesi’ndeki etkinlikte ele alındı

Göç sorunu Bilgi Üniversitesi’ndeki etkinlikte ele alındı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Suriye’den yoğun göç alan ülkelerin deneyimlerini konuşmak üzere 8 Kasım 2019 günü “Öteki’den Öğrenmek: Göç Alan Ülke Deneyimleri Üzerine Tartışmak” isimli bir etkinlik düzenledi. Dünyanın ve Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden akademisyenlerin söz aldığı uluslararası oturumlarda, göç sorunu kapsamlı bir perspektifle ele alındı.

Etkinliğin açılış konuşmasını Oxford Üniversitesi’nden sosyal antropolog Dawn Chatty gerçekleştirdi. “2015’teki Suriye İnsani Krizi Neden Yeni Çözümler Bulma Çabalarına Yol Açtı: Mültecilere İlişkin Küresel Mutabakat 2018” başlıklı konuşmasında Chatty, 2015’te Suriye’de, rejim, IŞİD, isyancılar ve Kürtler tarafından yönetilen ve Rus bombardımanına maruz kalan farklı bölgeler olduğunu ve bunun 2015 Suriye krizine yol açtığını ve bunun üzerine insanların Suriye’de kalamayacaklarına karar verip hem Türkiye’ye hem de Türkiye üzerinden Balkanlar’a yürümeye başladığını açıkladı. Böylece 2016 yılında Londra’da gerçekleşen Suriye Konferansı’nda AB ve Türkiye arasındaki mülteci mutabakatıyla AB’nin, Türkiye’nin mültecilerin Avrupa’ya girmesine izin vermeyeceğini umduğunu belirtti. Chatty konuşmasının sonunda Türkiye ve Suriye arasında yaratılacak güvenli bölge fikrinin hem çok büyük bir maddi harcama hem de uzun süreli askeri mevcudiyet gerektirdiğinden işe yaramayacağını düşündüğünü açıkladı.

Ürdün’de 1,4 milyon Suriyeli mülteci var
Etkinliğin “Ürdün, Lübnan ve Türkiye’nin Deneyimlerini Karşılaştırmak” oturumunun ilk konuşmasını Yarmouk Üniversitesi Sosyoloji Departmanından Ayat Nashwan gerçekleştirdi. Nashwan, “Ürdün’de Suriyeli Mültecilerin İstihdamı: Zorluklar ve Fırsatlar” başlıklı konuşmasında, Ürdün’de, 2017 UNHCR (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) verilerine göre 655,732, MoPIC (Ürdün Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı) verilerine göre ise 1,4 milyon Suriyeli mülteci olduğunu açıkladı. Nashwan’ın belirttiğine göre 2016’ya kadar Ürdün’de birçok Suriyeli özel gayri resmi sektörde yasadışı olarak çalışıyordu. 2016 itibariyle ise bürokratik işlemlerin gevşetilmesi nedeniyle izin almak için başvuruların sayısı artmış ancak beklenenden daha az kalmıştır. Bunların sebepleri arasında mevcut iş fırsatlarının azlığı (yüzde 66), yurtdışındaki aileden yardım alınması (yüzde 16), yardım kaybetme korkusu (yüzde 8), devletten feragat edilmesine rağmen yüksek maliyetler (yüzde 10), işverenlerin ilgili maliyetleri ödemeyi reddetmesi (yüzde 10), üçüncü bir ülkeye yeniden yerleştirme şansını kaybetme korkusu veya hükümete kayıt olma riski bulunmaktadır.

“Lübnan, 2016’dan itibaren kayıt alımını durdurdu, sınırlarını kapattı”

“Kötüden Daha Kötüye: Lübnan’da Suriyeli Mülteci Krizine dair Politikalar” başlıklı konuşmasıyla, Beyrut Amerikan Üniversitesi Siyasal Çalışmalar ve Kamu Yönetimi Departmanından Carmen Geha oturumun ikinci konuşmacısı oldu. Geha yaptığı konuşmada; “Lübnan yardım alan bir ülke iken program ve politika düzenleyen bir ülke konumuna geçti. 2011-2014 yılları arasında politikasızlık (no-policy) politikası yürütürken, 2014-2016 döneminde kalkınma programları gerçekleştirdi. 2016’dan itibaren ise kayıt alımını durdurdu, sınırlarını kapattı ve Suriye’ye fon transferi kampanyası başlattı” dedi.

“Suriyelileri geri gönderme tartışmaları 2018’den beri sürüyor”

Oturumun son konuşmacısı “Uluslararası Göç ve Türkiye Devleti: Araçsallık ve Ötesi” başlıklı sunumuyla Koç Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Dekanı Ahmet İçduygu oldu. İçduygu, konuşmasında Türkiye’nin iltica akışları ile nasıl baş ettiğini açıkladı; “2011’de Açık Kapı politikası uygulayan Türkiye, 2013’te Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununu onayladı. 2014’te Geçici Koruma Yönetmeliği yürürlüğe konuldu. 2016’da Türkiye AB ile anlaştı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriyeli mülteciler için vatandaşlık konuşmasını yaptı. 2018’den beri ise Suriyelileri geri gönderme tartışmaları sürüyor” dedi. İçduygu’nun değerlendirmesinde, Türkiye’nin şu anki göç/iltica politikaları ve uygulamaları, iç politika ve jeopolitik dinamikler ile yakından ilişkili olduğunu ve bu politikaların, geleneksel milliyetçi değerler ve modern küresel eğilimler arasındaki çatışmaların gerginliği altında olduğunu belirtti.

Suriyeli mülteciler kendi ticari faaliyetlerini başlattılar

“Karşılaşmalar: Nasıl Birlikte Yaşarız?” adlı ikinci oturumunda Humboldt Üniversitesi’nden Bojana Babic, “Suriyeli Piyasa Aktörleri: Kahire ve İstanbul’da Yerinden Edilmiş Suriyelilerin Kent ve Kent Yaşamını İnşa ve Yeniden İnşası” başlıklı konuşmasında birçok Suriyelinin, Suriyeli göçmen nüfusu ile ortak akrabalık ve dostluk ilişkileri sayesinde kendi ticari faaliyetlerini başlattıklarını ve bu faaliyetlerin birçoğunun Kahire’deki Küçük Suriye ve İstanbul’da bulunan Fatih bölgesi gibi Suriye mahallelerinde bulunduğunu belirtti.

“Yerel aktörler tarafından üstlenilen üst düzey kurumlar, mülteci entegrasyon politikasında rol oynuyor”

“İdeolojinin Ötesinde-Yerel Yönetimlerin Ulusal Entegrasyon Politikasını Nasıl Genişletebileceği Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz: İstanbul’daki Suriyeli Mülteciler Örneği” başlıklı konuşmasıyla oturumun ikinci konuşmacısı TOBB ETÜ Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktör Yardımcısı Başak Yavçan oldu. Yavçan araştırmasında Sultanbeyli ve Şişli belediyelerini karşılaştırdı. Buna göre, yerel aktörler tarafından üstlenilen üst düzey kurumların, mülteci entegrasyon politikasında rol oynadıklarını açıkladı.

“Eğitim herkes için adapte edilebilir olmalı”

ERG Eğitim Gözlemevi Koordinatörü Burcu Meltem Arık Akyüz, “Herkes için Kaliteli Eğitime Erişim: Türkiye Örneğini Tartışmak” isimli konuşmasında eğitimin herkes için adapte edilebilir, ekonomik ve fiziksel olarak erişilebilir, elverişli ve kabul edilebilir olması gerektiğini belirtti. Akyüz, eğitime erişimin genişletilmesini, kapsayıcı bir müfredat için iyileştirmeler yapılmasını ve kapsayıcı eğitim için eğitim yönetiminin güçlendirilmesini önerdi.

“Suriyeli mültecilerin varlıkları Türkiye’deki farklı siyasi kimliklerce yanlış tanınıyor”

Oturumun son konuşmacısı İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Gülay Uğur Göksel, “Türkiye Toplumunun Suriyeli Mülteciler Bağlamında Tanınma Teorisi Açısından Analizi” isimli sunumunda Uzlaşma Teorisi ve bizin onlara göre inşasından bahsetti. Modern kapitalist toplumların tanınma düzeninin sevgi, saygı ve değerden oluştuğunu belirtti. Suriyeli mültecileri, bu düzenin saygı kısmıyla anlamaya çalışan Göksel, Suriyeli mültecilerin varlıklarının Türkiye’deki farklı siyasi kimliklerce yanlış tanındığını açıkladı.

“Mültecileri tanımlamak için farklı terimler kullanılıyor”

Etkinliğin son oturumun olan “Söylemler, Algılar ve Tutumlar: Gerçek Ötesi Çağda Göçmenlerin İmajı”nda konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Ayhan Kaya, “Yabancılara dair Düzensiz Siyasal Çerçeveler: “Mülteciler”, “Misafirler” ve “Yabancılar” başlıklı bir konuşma yaptı. 2011’den bugüne Suriyeliler konusunda egemen siyasal söylemlerden bahseden Kaya, “2016’daki başarısız darbeden önceki söylemler vatandaşlık ve entegrasyon yönündeydi. Haziran 2019 yerel seçimlerinin ardından geri dönüş söylemleri başladı ve mülteciler dış politika için araçsallaştırıldı. Kaya, bu süreçte mültecileri tanımlamak için farklı terimler kullanıldığına dikkat çekti” dedi. Mülteci kelimesinin Türk-Müslüman kökeni ifade ettiğini belirten Kaya, misafir kelimesinin Müslüman kökenli fakat Türk kökenli değil anlamını içerdiğini, yabancı kelimesinin ise Müslüman olmayan anlamını taşıdığını belirtti.

“Tehditler göçmen karşıtı tutumların arka planını oluşturuyor”

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Pınar Uyan Semerci, “Türkiye’de Göçmen Karşıtı Tutumların Belirleyicileri”başlıklı sunumunda tehditlerin göçmen karşıtı tutumların arka planını oluşturduğunu belirtti. Bu tehditlerin ise rekabet ve sınırlı kaynaklar olmak üzere ekonomik, göç alan ülkenin kültürel değerlerinin değişimi tehlikesi olmak üzere sembolik ve bedensel varlığa yönelik olarak fiziksel olduğunu açıkladı. 

“Haberler gerçekliğin oluşturulmasında büyük rol oynuyor”

Hem oturumun hem de günün son konuşmacısı olan Lund Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi’nden Dalia Abdelhady, “Ana Akım Medyanın Mülteci Krizini İnşası: 2015’te Ürdün, Türkiye ve İsveç Günlük Gazetelerinin Analizi” başlıklı sunumunda haberlerin gerçekliğin oluşturulmasında büyük rol oynadığını belirtti. Abdelhady, Ürdün, Türkiye ve İsveç’in ikişer gazetesini inceleyerek ana akım gazetelerin nasıl oluşturduğunu anlattı. 

Posts Carousel

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar "*" ile gösterilmektedir.

En Son Makaleler

Videolar