Gıda sektörünün iklim üzerindeki etkisinin büyüklüğü bilinen bir gerçek. Satın aldığımız gıdaların üretiminden, üretildiği yerden satış için tüketiciye ulaşana ve saklanmasına kadar her süreçte sera gazı salınıyor. Dolayısıyla gıda seçimlerimiz hem sağlığımızı hem de çevreyi etkiliyor.
Gıda sistemi, insan kaynaklı küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birinden sorumlu. Bazı gıdaların sebep olduğu sera gazı emisyonları diğerine göre oldukça yüksek. Sera gazı salımlarının yanında sulamaya bağlı su kullanımı da günümüzde büyük bir soruna dönüşmüş durumda. Bu gerçekler ışığında iklim dostu gıda seçimleri yaparak iklim ve su krizine karşı mücadelede olumlu adımlar atılabilir.
Araştırmalara göre, gıda tüketimi ve buna bağlı emisyonlar, sosyal, kültürel ve gelir farklılıkları tarafından yönlendirilen tüketici tercihlerindeki eşitsizlikler sonucu değişkenlik gösteriyor.
Gıda tercihlerinin iklime etkisi üzerine birçok çalışma veya rapor bulunuyor. Geçtiğimiz haftalarda Nature Climate Change bilimsel dergisinde yayımlanan yeni makaleyle bu çalışmalara bir yenisi daha eklendi.
Çalışma bize özetle şunları aktarıyor:
Ne kadar ve ne yediğimiz ve bunların nerede üretildiği sera gazı emisyonlarında büyük farklar yaratabilir.
Yeni çalışmada ayrıntılı hanehalkı harcama verileri ile ilişkili olarak, 139 ülke veya bölgedeki 140 gıda ürününden kaynaklanan gıda salımlarının eşit olmayan dağılımı değerlendirildi. Küresel olarak beslenme tercihlerinde yapılacak değişikliklerin sera gazı salımlarına olan etkisi modellendi.
Gelir seviyesi yüksek tüketici gruplarına sahip olan ülkelerde genellikle daha yüksek oranda kırmızı et ve süt ürünü tüketiliyor.
Bu duruma bağlı olarak da bu grupların beslenme kaynaklı sera gazı salımları diğer tüketici gruplarına kıyasla daha yüksek seviyede seyrediyor. Bu tür eşitsizlikler düşük gelirli ülkelerde daha belirgin durumda.
Bu durum, gıdanın satın alınabilirliği arttıkça, insanların daha az nişastalı temel gıda ve daha fazla et, süt ürünleri, sebze ve meyveden oluşan çeşitlilik gösteren diyetleri benimseme eğiliminde olduklarını gösteriyor.
Diyet değişimleri nedeniyle değişen gıda talebi, küresel tarım-gıda sisteminde önemli yapısal ayarlamalara neden olabilir.
Bu çalışma, gezegensel sağlık diyeti benimsenirse küresel gıda üretiminin talepteki değişikliklere uyum sağlamak için önemli ölçüde değişeceğini gösteriyor.
Bu çalışma, ayrıntılı harcama verilerine dayanarak ülkelerdeki gıda emisyonlarının eşitsizliğinin boyutunu ortaya koyuyor ve gıda emisyonlarının harcama ve gelir düzeylerine bağımlılığını vurguluyor.
Sonuçlar, varlıklı ülkelerin yüksek emisyonlu diyetler tükettiğini ancak nispeten daha düşük eşitsizlik seviyeleri gösterdiğini, birçok yoksul ülkenin ise daha düşük emisyonlu gıdalarla beslendiğini ancak daha yüksek eşitsizlik seviyelerine sahip diyetlere bağlı olma eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor.
Beslenme biçimindeki değişimler nedeniyle değişen gıda talebi, küresel tarım-gıda sisteminde kayda değer yapısal düzenlemelere neden olabiliyor.
Gezegensel Sağlık Diyeti
EAT-Lancet gezegensel sağlık diyeti, ana protein kaynaklarının kırmızı etten baklagillere ve kuruyemişlere doğru kaydırılmasını öneriyor.
Bu diyetin dünya çapında benimsenmesi durumunda, mevcut küresel yıllık beslenme kaynaklı sera gazı emisyonlarının yüzde 17 oranında düşeceğini öngörüyor.
Diyet değişiklikleri, kırmızı etin küresel arzının yüzde 81, tüm şekerlerin yüzde 72, tahılların yüzde 50 oranında azaltılmasını gerektirirken, baklagiller ve kuruyemişlerin yüzde 438, ilave yağların yüzde 62, sebze ve meyvelerin yüzde 28 oranında artırılmasını gerektiriyor.
Değişen gıda talebi, küresel piyasalarda tarımsal ürün ve arazi fiyatlarının dalgalanmasına neden olabilir.
Politikacıların, ürünlere olan artan talebi karşılamak için üretimi artırmak zorunda kalan endüstrilere, ekonomik fırsatlar ve motivasyonlar yaratmak amacıyla vergi indirimleri gibi yöntemlere odaklanmaları gerektiği belirtiliyor.
Kaynak: