İngiliz matematikçi Clive Humby 20 yıl kadar önce ‘’ Veri, yeni petroldür’’ diyerek çok çarpıcı bir ifade kullanmıştı.
Yıllar geçtikçe bu tanımlamanın ne kadar doğru olduğu ortaya çıktı. Doyumsuz bir iştahla ve ara vermeden veri üretmeye devam ediyoruz. Tıpkı petrol gibi o da çevre için kötü bir habere dönüşüyor.
Guardian tarafından yapılan bir araştırma, ortalama bir kişinin bir günde ne kadar veri kullandığını ve normal çevrimiçi etkinliklerin karbon ayak izinin ne olabileceğini değerlendirdi.
Bu amaçla, milyonlarca kişinin her gün gerçekleştirdiği mesajlaşma servislerinden sosyal ağlara, uygulamalardan araçlara kadar tüm işlevlerin, dijital hayatı ayakta tutan veri merkezilerine nasıl ulaştığı mercek altına alındı.
Örneğin, bir kişinin araştırma yaparken bilgi almak için ilgili kişilere gönderdiği yüzlerce e-posta büyük bir hızla karbon salımı yapıyor. Bu amaç uğruna salınan 17 gram karbondioksit, Birleşik Krallık’ın her yıl sorumlu olduğu 384,2 milyon tonluk net emisyonla kıyasladığında önemsiz gibi görünse de zaman için de hepsi birikiyor.
Dijital olarak yapılan her işlem, verilerin bir yerden diğerine aktarımını içeriyor ve bu da veri merkezlerinin yardımıyla gerçekleştiriyor.
Veri merkezleri, verileri depolayan bilgisayar sunucularıyla dolu devasa alanları temsil ediyor.
Bu merkezlerin amacı, veri endüstrisinin gecikme (latency) olarak adlandırdığı, bir web adresini yazma veya bir uygulama butonuna tıklama ile talep edilen içeriğin ilgili kişiye ulaşma süresini en aza indirmek. İnternetteki her şey, tıklanılan her bağlantı, izlenilen her video, herhangi bir yerdeki herhangi bir veri merkezinde fiziksel olarak depolanıyor.
Veri merkezleri büyük bir endüstri haline gelmiş durumda ve dünya çapında çok sayıda yeni veri merkezi inşa ediliyor.
Amazon, önümüzdeki beş yıl boyunca Birleşik Krallık’ta yeni veri merkezleri inşa etmek ve mevcut olanların bakımını yapmak için 8 milyar sterlin yatırım yapmayı planlıyor. Bu da “yıllık 14 bin iş olanağı yaratacak.”
Bunun nedeni basit: talep endişe verici bir hızla artıyor. Amerikalılar, 2023 yılında 100 trilyon megabayt kablosuz veri kullandı. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 36’lık rekor bir artış ve Candy Crush Saga’yı 265 milyar kez indirmeye eşdeğer.
Söz konusu büyük veri miktarı ve bu verinin kullanıcılara ulaştırılması büyük miktarda enerji ve ayrıca sunucuların soğutulması için çok fazla miktarda su gerektiriyor.
Bu yılın başlarında çevresel etkilerini açıklayan Google, son beş yılda sera gazı emisyonlarının yüzde 48 arttığını ve son 12 ayda ise yüzde 13 arttığını duyurdu. Bu artış, büyük ölçüde yapay zeka ihtiyaçlarını karşılamak için veri merkezi talebinin artmasından kaynaklanıyor.
Büyük teknoloji şirketleri, yaklaşan enerji krizini çözmek için başka bir çözüm geliştirdi: kendi nükleer santrallerini kurmak.
Bu durumun önüne geçmek mümkün değil: Günlük eylemlerden kaynaklanan sürekli bir zarar söz konusu ve bu aktiviteler her nedense ve genellikle, küresel ısınmayı 1.5C’nin altında sınırlama hedefi ile ilişkilendirilmiyor.
Hollanda’daki Vrije Universiteit’ta günlük hayatımızın karbon ayak izini araştıran Alex de Vries, “Dijital uygulamalar günlük hayatımıza o kadar derinlemesine yerleşmiş durumda ki, bunlardan kaçınmak gerçekten çok zor. Sorun şu ki, onları kullanırken, ekranlarda ‘Hey, dikkat et, bu aktivitenin şu kadar karbon ayak izi var’ diye bir uyarı çıkmıyor.”
Zero Waste Scotland tarafından yapılan bir tahmine göre, tüm çevrimiçi etkinlikler haftada ortalama 8.62 kg CO2 (yılda yaklaşık 448 kg) üretiyor. Bu da ortalama büyüklükte bir benzinli araçla yaklaşık 30 mil yol almaya denk geliyor. Ancak, dijital cihazların üretiminden kaynaklanan emisyonları da içeren bir başka tahmin, yıllık yaklaşık 850 kg CO2 harcandığını, yani bunun iki katı kadar olduğunu söylüyor.
Örneğin; Netflix gibi şirketler, veri kullanımları konusunda oldukça dürüst: Eğer video kalitesi “düşük” tutulursa, Netflix gibi bir akış hizmetinde saatte sadece 300MB veri kullanılıyor. Ancak, HD kalitesiyle izlenmek istenirse, en ayrıntılı sahnelerde saatte 3GB veri harcanıyor. Sinema kalitesinde bir görüntü elde etmek için gereken 4K akışı saatte 7GB’a kadar çıkabiliyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından 2020’de yapılan bir analiz, bir saatlik Netflix izlemenin bir su ısıtıcısını bir kez kaynatmaya denk olduğunu buldu: yaklaşık 36 gram CO2.
Bunlara ek olarak dikkate alınması gereken diğer kriterler de var: izlenen cihazın enerji tüketimi (televizyonlar mobil cihazlarda daha fazla enerji tüketiyor); veya kullanılan elektriğin nasıl üretildiği gibi.
Zero Waste Scotland, ortalama bir WhatsApp grup sohbetinin haftada 2.35 kg CO2 kullandığını hesapladı. Bunun etkisini biraz olsun azaltmak için veri merkezlerinden yeniden indirilmesi gereken GIF’ler yerine cihazda depolanan emojilerin kullanılması öneriliyor.
Çevrimiçi müzik dinlemenin de çevresel bir maliyeti var. 5 saat müzik akışı yaptıktan sonra, bir CD ve kutusunun üretiminden daha fazla 288 gram CO2 salımı gerçekleşiyor. Birçok teknoloji şirketi gibi, Spotify da 2030 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı hedefliyor.
Büyük teknoloji şirketleri, faaliyetlerinin çevresel etkisini azaltmak için karbon kredileri ve dengeleme sertifikaları satın alıyor, ancak bu yaklaşım açtıkları çevresel etkiyi telafi etmeye yönelik zayıf bir çaba olarak değerlendiriliyor.
Teknoloji endüstrisinin üretken yapay zekâya olan ilgisi işleri daha da karmaşıklaştırdı. Artık bundan kaçınmak da mümkün görünmüyor.
De Vries’in araştırması, yapay zekâ destekli arama sonuçlarının, yapay zekâ kullanmayan aramalara göre 10 kat daha fazla enerji tükettiğini gösteriyor.
Bir akademik çalışmaya göre, modelin öncüsü GPT-3’ün eğitilmesi tahminen 5.4 milyon litre su kullandı ve New York ile San Francisco arasında 550 kez uçmaya eşdeğer miktarda CO2 üretti.
Peki, çevresel ayak izine duyarlı olmak adına neler yapabiliriz?
Hugging Face AI şirketi ve iklim lideri Sasha Luccioni, “dijital ölçülülük” öneriyor: Yapay zekâyı kullanırken dikkatli olmak.
“Bu yeni yapay zeka araçlarını her şey için kullanmanıza gerek yok,” diyor. “Bazı uygulamalar gerçekten faydalı, ancak çoğu durumda onlara ihtiyacınız yok.”
Aynı yaklaşım dijital dünyadaki her şey için geçerli: İki kez düşün, bir kez yaz.
Tahmini veri tüketimi:
Podcast dinlemek: Saatte 20-100MB
HD kalitesinde Netflix izlemek: Saatte 3GB
WhatsApp mesajlaşması: Mesaj başına ortalama 1-5 KB
WhatsApp sesli arama: Dakikada 2.5-15MB
Yapay zeka öncesi ortalama Google araması: Metin tabanlı arama için 500KB
Yapay zeka sonrası ortalama Google araması: Kimse bilmiyor…!!!
e-posta gönderimi: mesajın boyutuna bağlı ve ortalama olarak yaklaşık 75KB
Spotify’dan albüm indirmek: Ses kalitesine bağlı. Bir saatlik bir albüm için yaklaşık 72MB.
Kaynak: