Küresel nüfus 2024 yılı ortalarında yaklaşık 8,2 milyara ulaştı. Önümüzdeki 60 yıl içinde iki milyar daha artarak 2080’lerin ortalarında yaklaşık 10,3 milyara ulaşması bekleniyor.
BM tarafından yayımlanan Dünya Nüfus Beklentileri 2024 raporunda ortaya konan önemli bulgulardan birine göre, bu rakam daha sonra 10,2 milyar seviyesine düşecek ve bu da on yıl önce beklenenden daha düşük bir rakam.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), küresel nüfustaki değişikliklerin dengesiz olduğunu ve bazı yerlerde hızlı nüfus artışı, bazı yerlerde ise hızlı yaşlanma ile demografik görünümün değiştiğini, bunun da güvenilir nüfus verilerini ‘’her zamankinden daha önemli’’ hale getirdiğini söylüyor ve geride kalanlara ulaşmak, onların ihtiyaçlarına cevap vermek için kullanılması gerektiğinin altını çiziyor.
Her insan önemli
Dünyada yaşayan herkesin önemli olduğunu söyleyen BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, herkes için ilerlemeyi ancak doğru sayım yaparak hızlandırabiliriz’ dedi.
Dünyadaki genel doğurganlık oranları düşüyor ve kadınlar 1990 yılına göre ortalama olarak bir çocuk kadar daha az doğuruyor.
Tüm ülke ve bölgelerin yarısından fazlasında, kadın başına düşen ortalama canlı doğum sayısı 2,1’in altında. Bu rakam bir nüfusun sabit bir büyüklüğü koruması için gereken seviyeyi temsil ediyor.
Bu arada, aralarında Çin, İtalya, Kore Cumhuriyeti ve İspanya’nın da bulunduğu tüm ülke ve bölglerin yaklaşık beşte biri, yaşam boyu kadın başına 1,4’ten daha az canlı doğumla ‘’ultra düşük doğurganlığa’’ sahip.
2024 yılı itibarıyla, Çin, Almanya, Japonya ve Rusya Federasyonu dahil olmak üzere 63 ülke ve bölgede nüfus büyüklüğü zirveye ulaştı. Bu ülkelerin toplam nüfusunun önümüzdeki otuz yıl içinde yüzde 14 oranında azalacağı tahmin ediliyor.
Dünya nüfusunun yaş ortalaması da sürekli artıyor.
2070’lerin sonunda, 65 yaş ve üzeri kişilerin sayısının 18 yaş altı kişilerin sayısını geçeceği öngörülüyor.
Bu kısmen, son otuz yılda beklenen yaşam süresindeki genel artış ve ölüm oranlarındaki düşüşten kaynaklanıyor. 2050’li yılların sonlarına doğru, küresel ölümlerin yarısından fazlası 80 yaş ve üzerinde gerçekleşecek. Bu oran 1995 yılında yüzde 17’ydi.
Hızlı büyüme
Nüfusun yavaş artması veya azalması esas olarak yüksek gelirli ülkelerde meydana gelirken, düşük gelirli ve alt-orta gelirli ülkelerde nüfus artışı hızlanacak.
Özellikle Angola, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijer ve Somali’de çok hızlı büyüme öngörülüyor. Bu ülkelerin toplam nüfusunun 2024 ile 2025 yılları arasında iki katına çıkması bekleniyor.
Bu artış, özellikle Sahra Altı Afrika ve Güney Asya’da kaynaklara olan talebi artıracak ve kötü yönetilen kentleşme ve yükselen yaşam standartları ile birleştiğinde çevresel etkileri daha da kötüleştirecek.
Önemli bir sorun olan iklim değişikliği, tarıma dayalı ekonomileri ile öne çıkan ve gıda güvensizliğinin yaygın olduğu bu ülkeleri daha da çok etkileyecek.
Hindistan, Endonezya, Nijerya, Pakistan ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde de nüfusun 2054 yılına kadar artması ve potansiyel olarak yüzyılın ikinci yarısında veya daha sonra zirveye ulaşması bekleniyor.
Üreme sağlığı
Genel Sekreter Guterres, nüfus ve kalkınmanın merkezinde ‘’kadınların cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile üreme haklarının sürdürülebilir kalkınmanın temel taşları olduğunun kabul edilmesi’’ olduğunu söyledi.
Özellikle düşük gelirli ülkelerde erken yaşlarda meydana gelen gebelikler sorun olmaya devam ediyor.
2024 yılında 4,7 milyon bebek veya dünya genelindeki toplam bebek sayısının yaklaşık yüzde 3,5’i 18 yaşın altındaki çocuk yaştaki annelerin çocukları.
Bunların 340 bin kadarı 15 yaşın altındaki çocuklardan doğmuş olup, bu durum hem genç annelerin hem de çocuklarının sağlık ve refahı açısından ciddi sorunlar yaratıyor.
Raporun bulguları, gençlerin özellikle de kız çocuklarının eğitimine yatırım yapılması, erken yaşta evlilik ve çocuk doğurma yaşlarının yükseltilmesi, kadınların sağlığı, eğitim düzeyi ve işgücüne katılımı açısından olumlu sonuçlar doğuracağına işaret ediyor.
Bu çabalar, kimsenin geride bırakılmamasını sağlarken sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesi için gereken yatırımların ölçeğinin de azaltılmasına katkıda bulunabilir.
Kaynak: