Azalan yeraltı suyu, aşırı sıcaklar ve suya bağımlı tarım uygulamaları toprak çöküşünü hızlandırırken, uzmanlar tarım yöntemlerinin yeniden düşünülmesini gerektiğini söylüyor.
Fatih Şık, bir akşam evinde arkadaşlarıyla çay içerken dışarıdan gelen derin bir uğultu duydu. Ses kısa sürede büyüyerek, sanki yakınlarda bir yanardağ patlamış gibi güçlü bir gürültüye dönüştü. Pencereden baktığında, evine 100 metreden daha yakın bir noktada su ve çamurun gökyüzüne doğru, en uzun ağaçların boyuna ulaşacak kadar yükseldiğini gördü.
47 yaşındaki Şık bunun ne anlama geldiğini hemen anladı. Çünkü bu tür olaylar, Türkiye’nin “tahıl ambarı” olarak bilinen Konya’nın Karapınar ilçesinde artık sık yaşanıyor.
Şık’ın arazisinde dev bir obruk oluşmuştu. Yaklaşık 50 metre genişliğinde ve 40 metre derinliğindeki çöküntü, bir önceki obruğun ortaya çıkmasından neredeyse tam bir yıl sonra meydana gelmişti.
Daha önce babasının işlettiği ve bugün kendisinin yönettiği bu çiftlikte doğup büyüyen Fatih Şık, bilim insanlarının bölge halkına artık buranın yaşamak için güvenli olmadığını söylediğini aktarıyor.
Kuruyan topraklar
Bir zamanlar verimli topraklarıyla bilinen İç Anadolu’nun önemli merkezlerinden olan Konya, yaklaşık MÖ 8000 yıllarında dünyanın ilk tarım toplumlarından birine ev sahipliği yaptığı düşünülen Çatalhöyük gibi antik yerleşimlere hayat verdi. Bölge, su kültlerine ait kalıntılar, Hitit dönemine ait kutsal pınarlar ve Roma su kemerleriyle dolu. Geçmişte İpek Yolu üzerindeki tüccarlar için de önemli su kaynakları sunuyordu.
Bugün ise toprak hızla kuruyor. Türkiye ciddi bir kuraklık kriziyle karşı karşıya ve ülkenin yaklaşık yüzde 90’ı çölleşme riski altında.
Bölgede tarım arazilerinde oluşan obrukların sayısı giderek artıyor. Uzmanlara göre şu anda bölgede yaklaşık 700 obruk bulunuyor. Bu durum, bölgede yaşayan ve üretim yapan çiftçiler için hem büyük bir belirsizlik hem de ciddi ekonomik kayıp anlamına geliyor.
Konya Teknik Üniversitesi’nde obruklar üzerine çalışan jeoloji profesörü Fetullah Arık’a göre sorunun temelinde azalan yağışlar ve düşen yeraltı suyu seviyeleri yatıyor. Su kıtlığı nedeniyle çiftçiler daha fazla ve daha derin kuyular açıyor. Bu durum yeraltı su rezervlerini tüketerek obruk oluşumunu hızlandırıyor.
Konya aslında jeolojik olarak obruk oluşumuna yatkın bir bölge. Geniş alanlar kireçtaşı ve kolay çözünebilen kayaçlar üzerinde bulunuyor. Ancak son yıllarda yoğun tarım faaliyetleri ve sulama için yeraltı sularının aşırı kullanımı bu süreci daha da hızlandırdı. Yeraltı su seviyeleri düştükçe, yer altında oluşan boşluklar üstteki toprağı taşıyamaz halde geliyor ve çöküyor.
Bir zamanlar yavaş ilerleyen bir çevre felaketi olarak görülen bu süreç, iklim kriziyle birlikte hız kazandı. Geçen yıl rekor sıcaklıklar ve son derece düşük yağış miktarı kaydedildi. Bölgedeki çiftçiler ve balıkçılar, daha önce hiç görülmemiş düzeyde kuraklık yaşandığını söylüyor. Yerel raporlara göre son 60 yılda bölgede bulunan 240 gölden 186’sı kurudu.
Türkiye, bu yıl Avustralya ile birlikte Birleşmiş Milletler iklim zirvesi COP31’e ev sahipliği yapacak. Bu durum ülkenin iklim politikalarına yönelik tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Climate Action Tracker’a göre Türkiye’nin mevcut iklim politikaları, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5°C ile sınırlandırmayı hedefleyen Paris Anlaşması hedefleri açısından “son derece yetersiz”.
Çözüm arayışları
Konya’daki çiftçilerin büyük bölümü mısır, buğday ve şeker pancarı gibi su yoğun ürünler yetiştiriyor. Ancak bazı üreticiler çözümün tarım yöntemlerini değiştirmekten geçtiğini düşünüyor. Daha az suya ihtiyaç duyan ya da sulama gerektirmeyen ürünlere yönelmek bunlardan biri.
Mahmut Şenyüz, bölgede yeniden kenevir üretimini başlatan ilk tarım kolektiflerinden birinin başında bulunuyor. Daha önce mısır üretirken sezon boyunca dokuz ya da on kez sulama yaptığını söyleyen Şenyüz, kenevir üretiminde bunun üçe düştüğünü belirtiyor.
Türk medyasında renkli tulumlarıyla sık sık gündeme geldiği için “Türkiye’nin en renkli çiftçisi” olarak anılan Dr. Ece Onur ise eski kuru tarım yöntemlerini yeniden canlandırıyor. Indiana Üniversitesi’nde akademisyen olarak çalıştıktan sonra memleketi Burdur’a dönen Onur, kadınların öncülük ettiği bir kooperatif kurdu ve Türkiye’nin farklı bölgelerinden üreticilere eğitim veriyor.
Kuru tarım yönteminde sulama yapılmıyor. Bunun yerine toprak özel tekniklerle hazırlanıyor ve bitki köklerinin daha derine inerek doğal su rezervlerine ulaşması teşvik ediliyor.
Onur, gül ve tıbbi bitkiler yetiştiriyor ve bu tür ürünlerin Türkiye’nin geleceğinde önemli rol oynayabileceğini söylüyor.
Toprağın yaşayan bir organizma olduğunu söyleyen Ece Onur, “Bu krizi çözmenin tek yolu doğayı kendi istediğimiz şekilde zorlamayı bırakarak, doğanın yöntemlerini taklit etmek” diyor.
Kaynak.