Yeni bir bilimsel çalışma, Amerika Birleşik Devletleri’nin 1990’dan bu yana yol açtığı karbon emisyonlarının küresel ekonomiye yaklaşık 10 trilyon dolarlık zarar verdiğini ortaya koydu. Çarpıcı bulguya göre bu kaybın yaklaşık dörtte biri doğrudan ABD ekonomisini de etkiledi.
Haberi kaleme alan Oliver Milman’ın aktardığına göre, tarihsel olarak en büyük karbon salımı yapan ülke olan ABD, küresel ekonomik büyümeye en fazla zarar veren ülke konumunda bulunuyor. Araştırma, günümüzde en büyük emisyon kaynağı olan Çin’in ise 1990’dan bu yana yaklaşık 9 trilyon dolarlık ekonomik kayıptan sorumlu olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre, ABD kaynaklı ekonomik zararın yaklaşık yüzde 25’i ülke içinde hissedildi. Ancak en ağır yükü, iklim krizine en az katkıda bulunan yoksul ülkeler taşıdı.
1990’dan bu yana ABD emisyonlarının Hindistan ekonomisine yaklaşık 500 milyar dolar, Brezilya ekonomisine ise 330 milyar dolar zarar verdiği hesaplandı.
Araştırmanın baş yazarı, Stanford Üniversitesi çevre bilimcisi Marshall Burke, ‘’Ortaya çıkan rakamlar son derece büyük. ABD’nin önemli bir sorumluluğu var; emisyonlarımız sadece kendimize değil, dünyanın pek çok bölgesine ciddi zarar verdi” ifadelerini kullandı.
Nature dergisinde yayımlanan araştırma, fosil yakıt kullanımına bağlı küresel ısınmanın toplumlara verdiği “kayıp ve zarar”ın parasal karşılığını hesaplamayı amaçlıyor. Bu kavram, aşırı sıcaklar, sel felaketleri, kuraklık ve tarımsal üretim kayıpları gibi etkilerin toplumlara verdiği zararı kapsıyor.
Küresel ısınmanın ülkelerin gayrisafi yurt içi hasılasını (GSYH) nasıl sınırladığını hesaplayarak, bu etkinin sorumluluğunu ülkelerin 1990 sonrası emisyonlarına göre dağıtan çalışma, artan sıcaklıkların iş gücü verimliliğini düşürdüğünü ve sağlık sistemleri üzerinde baskı yaratarak ekonomik büyümeyi yavaşlattığını ortaya koyuyor.
ABD, uzun süredir iklim kaynaklı zararlar için hukuki sorumluluk üstlenme fikrine karşı çıkıyor. Donald Trump yönetiminin bu yaklaşımı daha da ileri taşıdığı; kırılgan ülkelere destek sağlamayı amaçlayan “kayıp ve zarar fonu”ndan çekildiği, küresel iklim anlaşmalarından uzaklaştığı ve fosil yakıt üretimini artırmaya yönelik politikaları teşvik ettiği belirtiliyor.
Yeni bulgular, iklim krizinin ekonomik boyutuna dair tartışmaları yeniden alevlendirirken, özellikle tarihsel sorumluluğu yüksek ülkelerin küresel çözümde nasıl bir rol üstleneceği sorusunu da gündeme taşıyor.
Kaynak: