Genel Yayın Yönetmeni

Selin Babacan

Editörler

Beyza Nur Seyhan
Dilek Koyuncu
Sıla Kararoğlu

Adres

Cumhuriyet Caddesi, El Irak Apt. 165/5 Harbiye 34373 İstanbul
T: +90 212 219 29 71
Sera gazları nelerdir,  nereden kaynaklanır ve durdurulabilir mi?

Emsiyonlar deyince genellikle ilk akla gelen gaz karbondioksit olmasına rağmen, mücadele etmemiz gereken gazlardan yalnızca biridir.

Güneş ışığı Dünya’ya ulaştığında, gezegenin yüzeyi bu ışığın enerjisinin bir kısmını emer ve ısı olarak hissettiğimiz kızılötesi dalgalar olarak geri yansıtır.

Dünya’nın ısıyı geçirmek ve uzaya tekrar salmak yerine tıpkı bir sera gibi içerisinde tutarak ısısını artırması sera gazı etkisi olarak tanımlanır. 

İklim değişikliği ile ortaya çıkan büyük çaplı yıkımın en önemli aktörlerinden birisi olan sera etkisi en temel anlatımı ile Dünya’nın uzaya tekrar göndermesi ve kurtulması gereken Güneş ışınlarını gönderememesi, ışınların atmosferde kalması ve Dünya’nın gereğinden fazla ısınmasıdır. Bu durum Dünya’nın kendini soğutma kabiliyetinin azalmasına neden olur.

Küresel ısınmanın nedeni bu döngü ile açıklanabilir.

En kötü şöhrete sahip sera gazı olan karbondioksit (CO2), Dünya’yı yaşanabilir kılan doğal döngünün bir parçasıdır. Bir battaniye gibi hareket ederek ısıyı hapseder ve yaşamın gelişmesine izin veren bir sıcaklık ortamının korunmasını sağlar. 

Ancak bu denge fazla karbondioksit salımıyla bozulabilir. 

Fosil yakıt kullanımının, atmosferdeki karbondioksit miktarını artıran ve iklim krizine katkıda bulunan en büyük etken olduğu artık biliniyor.

Dünya atmosferindeki karbondioksit miktarı 200 yıldan kısa bir süre içinde yüzde 50 oranında artarak, yalıtım örtüsünü kalınlaştırdı ve Dünya’nın aşırı ısınmasına neden oldu. Bu durum hala endişe verici boyutta yükselmeye devam ediyor.

Diğer gazlar molekül başına çok daha güçlü bir ısı tutma yeteneğine sahip olsalar da, atmosferde o kadar bol miktarda bulunmuyor ve CO2 kadar kalıcı değiller.

Metan gazı (CH4) emisyonları giderek artan bir endişe kaynağı

Bu güçlü sera gazı karbondioksitten 30 kat daha etkili. Bilim insanları, bugün yaşadığımız küresel ısınmanın yaklaşık üçte birinden sorumlu olduğunu söylüyor.

Metan emisyonlarının tahmini yüzde 60’ı insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor. En büyük kaynaklar arasında tarım, fosil yakıtlar ve çöp sahalarındaki artıkların ayrışması yer alıyor.

Bununla birlikte doğal kaynaklardan gelen emisyonları artıran başka döngüler de hareket halinde. Örneğin küresel ısınma, sulak alanların depoladıkları karbonu metan şeklinde salmasına neden oluyor.

Insan faaliyeti kaynaklıemisyonların ikinci en büyük kaynağı olan enerji sektörü, metan azaltım taahhütleri için önemli bir hedef olarak karşımıza çıkıyor.

Halihazırda ülkeler ve şirketler tarafından verilen tüm taahütlerin zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi halinde, fosil yakıtlardan kaynaklanan metan emisyonlarının 2030 yılına kadar yüzde 50 oranında azalacağı öngörülüyor.

Avrupa Birliği, Mayıs 2024 tarihinde sera gazı salımlarının ölçülmesi, raporlanması ve doğrulanmasına yönelik ilk kurallarını kabul etti.

Azot oksit (N2O) emisyonlarıyla mücadele çabaları tartışmalı

Azot oksit molekülleri, bir tür yutak tarafından uzaklaştırılmadan veya kimyasal reaksiyonla yok edilmeden önce atmosferde ortalama 121 yıl kalabilir. 

Bu gazın ısınma potansiyeli karbondioksitin yaklaşık 265 katıdır.

Dünya’nın doğal nitrojen döngüsünün bir parçası olarak atmosferde bulunmasına rağmen, tüm N2O emisyonlarının yaklaşık yüzde 40’ı insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor.

Bunun dörtte üçü hem sentetik hem de organik gübrelerin uygulanması dahil olmak üzere tarımsal toprak yönetiminden geliyor. Geri kalanı ise orman ve otlakların yakılması gibi arazi yönetimi, ulaşım ve atık su arıtımı gibi faaliyetlerden kaynaklanıyor.

AB’de bu gazın sınırlandırılmasına yönelik sübvansiyonları da içeren  çabalar çiftçiler arasında tartışma yarattı. Alınan kararlar yaygın çiftçi protestolarına yol açtı.

Florlu gazlar tamamen insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor

Florlu gazlar ve F-gazlar, flor içeren insan yapımı maddeler olarak biliniyor. Önemli bir doğal kaynağı olmayan bu gazlar karbondioksitten önemli ölçüde daha fazla ısı hapsediyor. 

Bu güçlü sera gazları, soğutma ve ısı pompalarından yangından korunma, yalıtım ve aerosol itici gazlara kadar bir dizi günlük kullanımla yaşamın her anında bizlerle.

Başlangıçta, ozon tabakasını incelten maddelerin yerine kullanılmak üzere geliştirilen F-gazların, atmosferde çok daha uzun ömürlü olabileceği, bazılarının binlerce yıl varlığını sürdürebildiği keşfedildi. 

F-gazların dört kategorisi bulunuyor: hidroflorokarbonlar, perflorokarbonlar, sülfür hekzaflorür ve nitrojen triflorür.

Hidroflorokarbonlar (HFC)

F-gazı emisyonlarının tamamının yüzde 90’ını oluşturan bu gaz, yaygın olarak iklimlendirme, soğutma ve bina yalıtımında kullanılıyor. Karbondioksitten on binlerce kat daha fazla ısınma etkisi yaratan HFC, büyük bir endişe kaynağı.

Bu gazlar genellikle ekipmanın içinde bulunuyor. Yetersiz bakım, aşınma veya ürünün kullanım ömrünün sonunda dışarı sızıyor.

Perflorokarbonlar (PFC) 

PFC’lerin toplam emisyonların içindeki oranı nispeten küçük olsa da, karbondioksitten 10.000 kat daha etkili.

Alüminyum üretiminin yan ürünü olarak üretiliyor ve elektronik endüstrisinde yarı iletkenlerin yapımında kullanılıyor.

PFC’ler için önemli bir yutak olmadığı için atmosferde binlerce yıl kalabiliyorlar.

Sülfür hekzaflorür (SF6)

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin değerlendirdiği en güçlü sera gazı olan bu renksiz ve kokusuz gaz, öncelikle elektrik hatlarını yalıtmak için kullanılıyor. Dolayısıyla, bu yüzyılda hızla elektriklenen dünyamızın atmosferik konsantrasyonlarında büyük bir artışa neden oldu.

Bilim insanları, SF6’nın çok büyük oranda Çin’deki faaliyetlerden kaynaklandığını ve bunun son 10 yılda dünyanın başka yerlerindeki azaltımları baskıladığını söylüyor.

Azot triflorür (NF3)

LCD paneller, güneş panelleri ve kimyasal lazerler gibi elektrikli ekipmanların üretim sürecinde açığa çıkan NF3, 100 yıllık bir süreçte karbondioksitten 17.200 kat fazla ısınmaya neden olabilir.

Tüketici elektroniği pazarının hızla gelişmesiyle kullanımında büyük bir artış yaşanan bu gazın atmosferdeki ortalama ömrü 550 yıl. Ancak, elektronik üretiminde kullanılan NF3’ün sadece yüzde 2’sinin atmosfere karıştığı, geri kalanının işlem sırasında yok olduğu düşünülüyor.

NF3 üretim, tüketim ve atık emisyonlarının büyük üreticiler tarafından yıllık olarak raporlanması, Kyoto Protokolü çerçevesinde sanayileşmiş bir çok ülkede zorunlu.

Su buharı tek başına küresel ısınmaya neden olmaz

Dünya’da en bol bulunan gaz olan su buharı, ölçülebilir nemin olduğu her yerde mevcut olup atmosferdeki toplam sera gazı kütlesinin yaklaşık yüzde 80’ini oluşturuyor. Toplam sera gazı emisyonlarının da yarısından sorumlu.

Bununla birlikte, küresel ısınmaya doğrudan neden olmadığı biliniyor. Gezegeni yaşanabilir tutmak için ısıyı Dünya atmosferinde hapseden hayati bir sürecin parçası olarak kısa bir döngüye sahip. Bir hava olayının parçası haline gelip yüzeye geri düşmeden önce ortalama 10 gün boyunca atmosferde kalıyor ve birikmiyor.

Ancak, küresel ısınma kötüleştikçe, su buharı gezegeni normalin üzerinde ısıtan döngüde rol oynamaya devam ediyor.

Karbondioksit gibi emisyonlar küresel hava sıcaklıklarının yükselmesine neden olurken ve ısınan hava daha fazla nem tutarak buharlaşmayı artırıyor. 

Termodinamik yasalarına göre sıcaklıktaki her bir derecelik artış atmosferdeki su buharının yüzde 7 oranında artmasına neden oluyor. 

Dolayısıyla, atmosferdeki su buharı konsantrasyonlarının yükselmesi küresel ısınmanın daha da artmasına ve stratosferik su buharı geri beslemesi olarak bilinen bu döngünün devam etmesine neden oluyor. 

Kaynak:

https://www.euronews.com/green/2024/09/10/co2-isnt-the-only-greenhouse-gas-where-are-the-most-potent-coming-from-and-can-they-be-sto?utm_source=newsletter&utm_campaign=green_newsletter&utm_medium=referral&insEmail=1&insNltCmpId=257&insNltSldt=10080&insPnName=euronewsfr&isIns=1&isInsNltCmp=1